Doğum tarihi: MS 22 Nisan 571, Mekke, Suudi Arabistan
Anne Adı : Âmine bint Vehb
Baba Adı : Abdullah bin Abdulmuttalib
Peygamberlik, Son Peygamber : “Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası
değildir, lakin Allah'ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi
hakkıyla bilir.” (Ahzab, 33/40)
Peygamberimizin Mucizeleri :
1,En Büyük ve Ebedi Mucize Kur’an’dır
2,İsra ve Miraç Mucizesi
3,Ayın Yarılması Mucizesi
Peygamberimizin Mucizeleri :
1,En Büyük ve Ebedi Mucize Kur’an’dır
2,İsra ve Miraç Mucizesi
3,Ayın Yarılması Mucizesi Efendimizin (s.a.v.) beş annesi;
1 - Amine : Efendimiz (s.a.v.) annesidir.
2 - Süveybe : İlk süt annesidir.
3 - Halime-i Sadiye : Diğer süt annesidir.
4 - Ümmü Eymen : Annemden sonra annem dediği iki kadından biri.
5 - Fatma Bint Esed : Annemden sonra annem dediği iki kadından diğeri.
Peygamberimiz Fil vakasından 50 gün sonra ,Rebiullevvel
ayinin on ikinci Pazartesi günü,tan yeri ağarırken, Mekke`de doğdu.
Yeryüzünü manevî bir karanlık kaplamıştı.
Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden âdeta mateme bürünmüştü. Gözyaşı döken
gözler değil, ruh ve kalbler idi. Kalb ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem
de iştirak etmiş, sanki umumî yas ilân edilmişti!
Yeryüzü, saadetin, sevincin ve huzurun kaynağı olan "tevhid" inancından
mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası, ruhları ve kalbleri kasıp kavurmuştu.
Gönüllerde tek mâbud yerine, birçok bâtıl ilâh yer almıştı! Hakikî sahibini
arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.
İnsanlar, birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş, küfür, şirk, cehalet ve
zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zâlimin zulüm kamçısı altında
mazlum inim inim inler hâle gelmişti.
Alem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve sîmalar mahzundu.
Akıl, ruh ve kalbleri manevî kıskacı altına alıp olanca kuvvetiyle sıkan bu
küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha fazla
katlanmasına Allah'ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi! Bütün bunlara
son verecek bir zâtı, şefkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette
gönderecekti!
İşte, o zât geliyordu!
Dünyanın manevî şeklini beraberinde getirdiği nurla değiştirecek eşsiz insan,
Allah'ın Son Peygamberi geliyordu!
Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek Hz. Muhammed (s.a.v.) geliyordu!
O An...
Kâinat, hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi.
Her varlık, kendisine mahsus diliyle, hâl ve hareketiyle bu emsalsiz insana "hoşâmedî"de
bulunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.
Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının 20'si. Fil Vak'asından 50 veya 55 gece sonra.
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının 12. gecesi.
Mekke'de mütevazi bir ev. Günlerden Pazartesi. Vakit, vakitlerin sultanı seher
vakti.
Bu mütevazi evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hâdise vuku buldu:
Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.), dünyaya gözlerini açtı!
Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve matemini unutarak sürura
garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtıhverdi. Kâinat, sevinç ve heyecan
içinde âdeta, "Doğdu ol saatte Sultanı Din/ Nura garkoldu semâvâtü zemin." diye
haykırdı.
Annesinin Dilinden...
Yeryüzünde hiçbir anneye nasîb olmayan eşsiz şerefe mazhar kılınan azîz anne Hz.
Âmine, o mes'ud ânı şöyle anlatır:
"Hamileliğimin altıncı ayında bir gece rüyada karşıma bir zât çıkıp dedi ki:
'"Ya Âmine!.. Bil ki, sen, âlemlerin hayrına hamilesin. Doğurunca ismini
Muhammed koy ve hâlini hiç kimseye açma!'
"Derken, doğum zamanı gelmişti. Kayınbabam Abdûlmuttâlib, Kabe'yi tavafa
gitmişti. Evdeydim. Birden kulağıma müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi
oldum. Bir de ne göreyim: Bir beyaz kuş peydahlanıp yanıma geldi ve kanadıyla
arkamı sıvadı. O andan itibaren bende korku kaygı adına hiçbir şey kalmadı.
Yanıma bir göz attım: Bana bir ak kâse içinde şerbet sunuyorlar. Kâseyi dikip
içer içmez beni bir nur (denizi) sardı. Ve Muhammed dünyaya geldi."41
Azîz anne, doğum sonrasını ise şöyle anlatır:
"Gördüm ki, doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak ve Kabe'nin üstünde bir bayrak.
Doğum tamamlanmıştı. Yavruya baktım: Secdede. Parmağını da göğe kaldırmış. Hemen
bir ak bulut inip yavruyu kundakladı ve kapladı. Bir ses işittim: 'Doğuları ve
batıları dolaştırın, deryaları gezdirin; tâ ki mahlûklar, Muhammed'i ismiyle,
sıfatıyla, suretiyle tanısınlar!' Biraz sonra bulut gözden kaybolup gitti."42
Aynı gece Hz. Âmine, bir nur görmüş ve bu nurun aydınlığında Şam'ın saray ve
köşklerini seyretmiştir.43
Şifa ve Fâtima Hâtûn 'un Müşahedeleri
Kâinatın Efendisi dünyaya teşrif buyurdukları sırada, azîz annesinin yanında
Abdurrahmân b. Avf in annesi Şifa Hâtûn ile Osman b. Ebû'lÂs'ın annesi Fâtıma
Hâtûn da vardı.
Ebelik vazifesinde bulunan Şifa Hâtûn, o andaki müşahedesini şöyle anlatır:
"Allah'ın Resulü doğdukları zaman ben oradaydım. Hemen yetiştim. Kulağıma bir
ses geldi: 'Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun.' Maşrık ile mağrıb arası nurla
doldu. Hattâ, Rum diyarının bazı saraylarını gördüm! Sonra, Allah Resulünü
kucağıma alıp emzirmeye başladım. Üzerime öyle bir hâl geldi ki, vücudum
titremeye başladı ve gözlerim karardı. Yavrucağı gözden kaybettim. Bir ses,
'Nereye gitti?' diye sordu. 'Doğuya götürdüler' diye cevap verildi.
"Bu sözler hiç zihnimden çıkmadı. O zamana kadar ki, Allah Resulü
peygamberliğini ilân eder etmez, hemen koştum ve ilk Müslümanlarla beraber îman
dairesine girdim."44
Fâtıma Hâtûn ise, hâtırasında, o mes'ud gecede doğuma sahne olan evin nurla
dolduğunu ve gökteki yıldızların âdeta üzerlerine salkım salkım dökülecekmiş
gibi sarktıklarını anlatmıştır.45
Peygamber Efendimizin bir başka hususiyeti, sünnetli ve dünyaya göbeği kesilmiş
olarak gelmiş olmasaydı.* Sırtında, iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin
hizasında nebîlik mührü "Hatemi Nübüvvet" bulunuyordu. Üzerleri tüylü, kabarık,
kırmızımtırak inci gibi benlerin bir araya gelmesinden meydana gelmiş ve keklik
yumurtası büyüklüğündeydi. Bu mühür, Resûli Ekrem Efendimizin beklenen son
peygamber olduğunun bir alâmeti idi.
Ashabtan Sâib b. Yezid, Resûli Ekrem Efendimizin "Nübüvvet Mührü"yle ilgili
olarak şöyle der:
"Çocukluğumda, teyzem beni Nebîyyi Ekrem'in (s.a.v.) yanına götürüp, 'Yâ
Resûlallah!.. Şu yeğenimin ayağında ızdırabı var.' dedi. Resûlullah, eliyle
başımı sığayıp, bana bereket dua etti. Sonra abdest aldı. Abdest suyundan içtim.
Sonra arkasında durdum ve iki omuzu arasında, gerdek çadırının koca düğmeleri
(yahut keklik yumurtası) gibi olan Hatemi Nübüvvet'i gördüm!"46
Rivayet edildiğine göre, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem de (a.s.) sünnetli
olarak dünyaya gelmişti. Yine, kaynaklar, peygamberlerden Şit, Idris, Nuh, Musa,
Yusuf, Süleyman, Şuayb, Yahya ve Hud (aleyhimüsselâm) hazeratının da dünyaya
sünnetli olarak geldiklerini kaydederler.
Hz. Ali de (r.a.), Resûli Ekrem'i tarif ve tavsif ederken, "İki küreği arası
enli, kendisinin peygamberlerin sonuncusu olduğu, kürekleri arasındaki
peygamberlik hateminden belliydi." der.
Abdûlmuttâlib 'e Verilen Müjde...
Kâinatın Efendisi Peygamberimiz dünyaya geldiği sırada, dedesi Abdûlmuttâlib,
Kabe civarında Kureyş'in ileri gelenlerinden birkaçıyla oturmuş, sohbet
ediyordu.
Kendisine haber verildi. Son derece sevinen Abdûlmuttâlib, bir anda kendisini
nur topu torununun yanında buldu: Kucakladı, öptü, kokladı. Sonra da, oğlu Ebû
Tâlib'e teslim ederek, "Bu çocuk, sana emanettir. Bu oğlumun sânı şerefi yüce
olacaktır." diye konuştu.
Abdûlmuttâlib, bu mes'ud hâdisenin hatırı için Kâinatın Efendisinin doğumunun
yedinci günü, develer, davarlar kestirerek Mekke halkına üç öğün ziyafet çekti;
ayrıca, şehrin her mahallesinde develer kurban ederek, insan ve hayvanların
istifadesine bıraktı.
Nur Çocuğa İsim Verildi: Muhammed (s.a.v.)
Umumî ziyafetten sonra nur topu Efendimize ne ad koyduğunu, dedesinden sordular.
Şu cevabı verdi:
"Muhammed..."
"Neden atalarından birinin ismini takmadın da bu ismi verdin?" dediler.
Cevabı şu oldu:
"Allah'ın ve insanların onu övmelerini istediğim için!.."
Gerçekten, Kâinatın Efendisi Peygamberimiz, Allah'ın, insanların ve meleklerin
senasına eşsiz bir surette mazhar olmuş, dünya üzerinde tek şahsiyettir. Çünkü
o, bu övgüye, bu alâka ve sevgiye ve bu hürmete lâyıktı. Bu medhi, bu muhabbeti;
eşsiz îmanı, irfanı, ibâdeti, sadâkati, takvası, emaneti, cehd ve gayreti, ihlâs
ve samimiyeti ve en güzel, en üstün ahlakıyla haketmişti. Bunun içindir ki onun
medih makamına erişecek hiçbir fânî olmamış ve olamaz.
DÜNYAYA TEŞRİFLERİ SIRASINDA MEYDANA GELEN HÂRİKA HÂDİSELER
Kâinatta en büyük hâdise, hiç şüphe yok ki, Kâinatın Efendisi Peygamberimiz Hz.
Muhammed'in (s.a.v.) dünyaya teşrifleri hadisesidir.
Çünkü, hilkat ağacının çekirdeği odur. Kadîri Zülcelâl, onun gelişini takdir
etmemiş olsaydı, kâinat da, insan da olmayacaktı; dolayısıyla, imtihan
dünyasının kapısı da açılmayacaktı. "Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap
nazarıyla bakılırsa, Nuru Muhammedi, o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.
Eğer o âlemi kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nuru Muhammedi, hem çekirdeği,
hem semeresi [meyvesi] olur. Eğer dünya, mücessem bir zîhayat farzedilirse, o
nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı
olur."47
İşte, "Sen olmasaydın ey Habîbim, felekleri [kâinatı] yaratmazdım!" kutsî hadîsi,
bu sırra işaret etmektedir.
Ayrıca, Efendimizin risâleti, diğer peygamberler gibi hususî değil, umumî ve
cihanşümuldur. Buna binâen, elbette, dünyaya teşrifleri esnasında birtakım
hârika hâdiseler vücuda gelecekti; ve bu hâdiseler, akıl ve basiret sahiplerini
düşünceye sevkedecekti!
Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevîi Nuriye, s. 106.
ebîyyi Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri esnasında belli başlı şu hârika
hâdiseler meydana geldi:
Teşrif Ettikleri Gece Bir Yıldız Doğdu
Yahudiler arasında birçok âlim vardı. Bunlar, kitaplarında Allah Resulünün
geleceğini görüp, öğrenmişlerdi. Yıldızlardan hüküm çıkarmada da usta
sayılırlardı. Efendimizin doğumu gecesinde bir yıldız parlamış ve Yahudî âlimler
bu yıldızdan Âhirzaman Peygamberinin dünyaya teşrif ettiklerini anlamışlardı.
Resûli Zîşan'ın meşhur şâiri Hassan b. Sabit (r.a.), bu hususu şöyle
anlatmıştır:
"Ben, sekiz yaşlarında var, yoktum. Biliyorum. Bir sabah vakti, Yahudînin biri
'Hey Yahudiler!..' diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudîler, 'Ne var, ne
yırtınıyorsun?' diyerek adamın başına üşüştüler. Yahudî şöyle haykırıyordu:
"'Haberiniz olsun: Ahmed'in yıldızı bu gece doğdu! Ahmed bu gece dünyaya
geldi.'"48
İbni Sa'd'ın naklettiği konuyla ilgili bir rivayette ise, şöyle denilmektedir:
"Mekke'de oturan bir Yahudî vardı. Allah Resulünün doğdukları gecenin sabahı
Kureyşlilerin karşısına çıktı ve sordu: 'Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuk
doğdu mu?' Kureyşliler, 'Bilmiyoruz.' cevabını verince, adam sözlerine devam
etti: 'Varın, gidin, soruşturun, arayın. Bu ümmetin peygamberi bu gece doğdu.
Sırtında alâmeti var.'
"Kureyşliler, varıp soruşturdular ve gelip Yahudîye haber verdiler: 'Bu gece
Abdullah'ın bir oğlu dünyaya geldi; sırtında bir nişan var.'
"Yahudi, gidip peygamberlik alâmetini gördü; ve aklını kaybetmişçesine şöyle
haykırdı:
'"Peygamberlik artık İsrail Oğullarından gitti! Kureyşlilere öyle bir devlet
gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.'"49
Demek, gök kubbe, pırıl pırıl yıldız kandilleriyle, Resûli Kibriya Efendimizin
gelişini alkışlıyordu.
Medayin 'deki Kisrâ Sarayından 14 Burç Çatırdayarak Yıkıldı
Kâinatın Efendisinin doğduğu geceydi. Saatler, doğum anlarını gösteriyordu.
Derin uykuya dalan Medayin şehri, korkunç bir çatırtı ve gürültü sesiyle uyandı.
Hükümdarla birlikte halk da heyecan içinde yataklarından fırladı. Manzara
korkunçtu ve telâş verici idi: Hükümdar Sarayının o sapasağlam burçlarından
14'ü, çatırdayarak yıkılıvermişti!
Geceyi korkular içinde geçiren Kisrâ, sabaha çıkar çıkmaz memleketinin dinî
reislerini derhâl bir toplantıya çağırdı. Toplantıda, cereyan eden hâdisenin
neyin nesi olduğunu görüşeceklerdi.
Kisrâ, tacını giymiş, tahtına oturmuştu. Henüz müzâkereye başlamamışlardı ki,
doludizgin yaklaşan bir atlı, elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat'ta
binlerce seneden beri ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber veriliyordu.
Bu haber, Kisrânın korku ve heyecanını daha da artırdı.
Bu sırada toplantıda bulunan İran Başkadısı Mûbezan, söz alarak, gördüğü bir
rüyayı anlattı: "Gördüm ki, yüzlerce kükremiş deve, önlerinde şaha kalkmış Arap
atları olduğu hâlde Dicle suyunu geçti ve İran topraklarına yayıldılar.'*
Kisrâ, doğru sözlü, bilgili ve adaletli Mûbezan'ın bu rüyasını da manâlı buldu.
Sinirleri fazlasıyla gerilmişti. Bu muammayı çözmek istiyordu. Bilgisine ve
irfanına güvendiği Mûbezan'a sordu: "Peki, bu, neye işaret olabilir?"
Başkadının cevabı kısa ve öz oldu: "Araplar tarafından çok önemli bir şeyler
olacağına işaret olabilir!"
Kisrâ, bunun üzerine derhâl Hire Valisi Numan b. Münzir'e bir mektup yazdı.
Mektupta, "Bana orada bulunan âlimlerden, suallerime cevap verebilecek kudrette
biri varsa gönder!" diyordu.
Mektubu alan Numan, işin ciddiyetini anladı ve derhâl Abdû'1Mesih b. Amr adında
bir bilgini Medayin'e gönderdi.
Gelen âlimi, hükümdar, derhâl huzura kabul etti. Cereyan eden hâdiseleri
anlattıktan sonra, kendisinden bu hususta bilgi istedi.
Abdû'lMesih, Kisrâya, hâdiseler hakkında bir bilgi veremeyeceğini söyledi ve
ilâve etti: "Şam yakınında Cabiye'de oturan dayım Satih'te, bunilara cevap
verecek bilgi vardır."
Bunun üzerine Kisrâ, Abdû'lMesih'i, gidip, Satih'ten hâdiseler hakkında bilgi
almak üzere vazifelendirdi.
Meşhur Şam Kâhini Satih, kemiksiz, âdeta âzâsız bir vücut, yüzü göğsü içinde bir
acubei hilkat ve çok yaşlı bir kâhindi. Dâima sırtüstü yatardı. Bir yere
götürülmek istendiği zaman bohça gibi katlanırdı. Gaibten verdiği doğru
haberler, o zamanın insanları arasında meşhurdu.
Abdû'lMesih, dağ taş demeden yol alarak, dayısı Satih'in yanına vardı. O sırada
Satih, hayatının son anlarını yaşıyor, şiddetli hastalık içinde kıvranıyordu.
Hastalığın şiddeti dudaklarından konuşma kudretini de alıp götürmüştü ki, gelen
adamın ne selâmını alabildi ve ne de konuşabildi.
Fakat, Abdû'lMesih olup bitenleri anlatınca, iş birden değişiverdi. Ölüm
döşeğinde ecelle pençeleşen Satih, gözlerini birden açtı ve sanki kabir kapısına
değil, dünya evinin kapısına yeni ayak basacakmış gibi canlanarak heyecan içinde
haykırdı: "Ey Abdû'lMesih!.. İlâhî vahyin okunması çoğalacak! Asâ'nın sahibi,
peygamber olarak gönderildi. Semâve Vadisini su bastı, Farsların ateşi söndü.
Artık Şam da Şam değil Satih için... Şunu bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli
olan Mutlak Hâkim, böyle istedi ve gelen peygamberle nebîlik ipinin iki ucunu
düğümledi." Derin bir nefes çektikten sonra da ilâve etti: "Sasanîlerden,
yıkılan burç sayısınca hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır."50
Bu cümleler, Satih'in dudaklarından dökülen son sözler oldu. Sanki bu gerçeği
dile getirmek için bekleyip durmuştu. Sözlerini bitirir bitirmez gözlerini
kapadı ve ruhunu Yüce Allah'a teslim etti.
Meşhur Kâhin Satih, bu sözleriyle, açıkça, Âhirzaman Peygamberinin dünyaya
gelmiş olduğun haber veriyordu.
O âna kadar bir benzeri görülmemiş bu hâdise, dünyaya o gece şeref veren zâtın,
beraberinde getirdiği sönmez nurla, Mazdeizmin karanlık inancı içinde kıvranan
İran saltanatını ortaran kaldıracağına işaretti. Nitekim, tarih buna da şâhid
oldu ve hâdiseler Satih'in haber verdiği gibi cereyan etti: İran Devleti, 67 yıl
süren 14 hükümdarın idaresinden sonra, Kadisiyye'de Hatemû'lEnbiya'nın ordusu
tarafından İslâm topraklarına katıldı.
Mezdek (Mazdek) adında birinin kurduğu, eski İran'da dinî bir mezheptir. Zerdüşt
tarafından va'zedilen Maniheizmin ıslah edilmiş bir şekli olarak gören ve kabul
edenler de vardır. Bu mezhebin bilinen belli başlı hususiyeti, mülkte ve
kadınlarda iştiraki kabul etmesidir. Bunun yanında, zühdle ilgili olarak
hayvanları öldürmek ve etini yemek de, bu mezhebin yasakladığı şeyler
arasındadır (islâm Ansiklopedisi, c. 8, s. 201205).
Kabe 'nin İçini Karanlık ve Kirlere Boğan Putların Pek Çoğu Başaşağı Yıkıldı
Kureyş müşrikleri, yeryüzünde Allah'ın tek mâbud oluşunun içinde ve üstünde ilk
olarak âbideleştiği Kabe'yi, putlarla, karanlıklara boğmuşlardı. Ne var ki,
henüz Tevhid Temsilcisi Resûli Kibriya'nın dünyaya gözlerini açması karşısında
bile, çoğu, yerlerine kurşunla perçinlenmiş bu putlar, hâdisenin azametine
dayanamayarak yerlere yıkılıverdiler.
Bu hâdisenin ifade ettiği mânâ büyüktü: Dünyaya teşrif eden bu zât, kendisine
verilecek vazife gereği, kapkaranlık şirk inancını ortadan kaldıracak,
gönüllerde pâk, nezih ve saadet dolu tevhid inancını bayraklaştıracaktır.
Dünya buna da şah id oldu: O Resûli Zîşan, kısa zamanda Kabe'yi cansız putlardan
temizlediği gibi, gönüllerdeki putları da İslâm îmanıylayok ediverdi.
İstahrabat 'ta Bin Seneden Beri Yanmakta Olan, Mecûsîlerin Kocaman Ateş
Yığınları Bir Anda Sönüverdi
Mecûsîler, bu ateş yığınını kendilerine ilâh kabul etmişlerdi. Efendimizin
dünyaya teşrifleriyle birlikte bu kocaman ateş, sanki okyanusların istilâsına
uğramış basit bir ateşmiş gibi sönüverdi.
Demek ki, gelen zât, putperestlik gibi, ateşperesti iği de bir çırpıda ortadan
kaldıracak ve yeryüzünü tevhid meş'alesiyle aydınlatacaktı.
Takdis Edilen Meşhur Save (Taberiyye) Gölü Bir Anda Kuruyuverdi
Bu da, gelen zâtın, Allah'ın izniyle olmayan şeylerin takdis edilmesini
yasaklayacağının ifadesiydi.
Dünyaya Teşrifleri Ânında, Şark ve Garbı Küçük Bir Oda Gibi Aydınlatan Bir Nur
Görüldü
Demek ki, dünyaya gelen zâtın tebliğ edeceği din, şark ve garbı bütün
ihtişamıyla kucaklayacak, insanlığın beşte birini şefkatle sinesinde terbiye
edip okşayacaktı.
Semave Vadisi, Taşarı Seller Altında Kalıp Suya Gar koldu
Resûli Kibriya Efendimizin dünyaya gözlerini açtıkları geceydi.
Taşan seller Semave Vadisi ve Semave şehrini sular altında bıraktı. Şehir halkı,
dehşet içinde kalarak, çâreyi dağlara ve tepelere sığınmakta buldu. Sonra da,
bir mektup yazarak, durumu Kisrâya bildirdiler ve kendisinden yiyecek ve içecek
yardımı istediler.
Gök Kubbeden Salkım Salkım Yıldızlar Döküldü
Nebîyyi Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri gecesinde, hazan yaprağı gibi, gök
kubbeden yıldızlar döküldü.51 Bu hâdise de şuna işaret ediyordu:
Bundan böyle şeytan ve cinlerin gökten haber almaları son bulmuştur! "Madem
Resûli Ekrem (a.s.m.), vahiyle dünyaya çıktı; elbette yarım yamalak ve
yalanlarla karışık, kâhinlerin ve gaibten haber verenlerin ve cinlerin
ihbaratına [haberlerine] set çekmek lâzımdır ki, vahye bir şüphe iras etmesinler
ve vahye benzemesin. Evet, bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'ân, nazil
olduktan sonra onlara hatime çekti; hattâ çok kâhinler îmana geldiler. Çünkü,
daha cinler taifesinden olan muhbirlerini bulamadılar."52
O âna kadar görülmemiş bu hâdiselerin, Resûli Ekrem'in doğumu sırasında meydana
gelmeleri, elbette tesadüfi değildi. Ezelî Kudret'in kader kaleminin tâyin ve
tesbitiyle vücuda geliyorlardı ve dünyaya, Âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammed'in
(s.a.v.) zuhurunu haber veriyorlardı! (53)
Allahummesalli Alaseyyidina Muhammed Ve Ala Ali Seyyidina Muhammed
Kaynaklar :
41 Kastalânî, elMevahibû'lLedünniyye, c. 1, s. 21.
42 Kastalânî, A.g.e., c. 1, s. 21.
43 İbni Hişam, Sîre, c. 1, s. 166; İbni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 102; Taberî,Tarih,
c. 2, s. 125.
44 Kastalânî, A.g.e., c. 1, s. 22.
45 Kaadı Iyaz, Şifa, c. 1, s. 267.
46 Buharı, Sahih, c. 1, s. 48; Müslim, Sahih. c. 7, s. 86.
48 Kastalânî, Mevahibû'lLedünniyye, c. 1, s. 22.
49 Ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 162163.
51 Taberî, Tarih, c. 2, s. 131; Kaadı Iyaz, Şifa, c. 1, s. 726733; Bediüzzaman
Said Nursî, Mektûbat, s. 161163.
52 Bediüzzaman Said Nursî, A.g.e., s. 163.
53 Peygamberimizin Hayatı Salih Suruç
Peygamberimiz dünyaya teşrifleri hakkında iki önemli video bulunmaktadır. Bu videoları izleyerek daha fazla bilgi sahip olabilirsiniz...
Muhammed Emin Yıldırım hocamızın Siyer Vakfı'nın düzenlemiş olduğu "Samed Medresesi 2011-2012 Eğitim Dönemi'nde" yaptığı Siyer Usulü derslerinden "Temiz Soy ve Kutlu Doğum" başlıklı dersi.
Hz. Peygamber'in (sas) Doğumu ve Çocukluk Devresi (3. Bölüm) | Herkes İçin Siyer -- Muhammed Emin Yıldırım Hocamızın anlatımı, Bekir Develi’nin takdimi ile Efendimiz’in ? doğumundan vefatına tüm hayatının konuşulduğu “Herkes için Siyer” programının "Hz. Peygamber'in (sas) Doğumu ve Çocukluk Devresi" başlıklı 3. bölümü.