• Ana Sayfa » Forumlar » Hutbeler arşivi » 9 Mart 2018 Diyanet cuma hutbesi
  • 7 Mart 2018 | 16:22:41

    Mesaj konusu : 09 Mart 2018 Diyanet cuma hutbesi , 09.03.2018 İSLAM’DA KADIN: ADALET, MERHAMET VE
    HAKKANİYET
    hutbesi vaaz hakkında bilgi bilgi edinelim....



    "Cum'a günü öğlen namazı vakti içinde bir hutbeden sonra cemaatle ve cehren kılınan iki rekat farz-ı ayn namaz. "

    Cum'a Arapça bir isim olup, "toplanma, bir araya gelme, toplu dostluk" anlamlarına gelir. Sözlükte cumua ve cumea şeklinde de okunur. Bir terim olarak perşembe günü ile cumartesi arasındaki günün adı olduğu gibi, aynı gün öğle vaktinde kılınan iki rekat farz namazın da adıdır. Cum'a gününe, müslümanların ibadet için mescidde toplanmaları sebebiyle bu isim verilmiştir (Zebidî, Tâcu'l-Arüs, V, 306; Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, XVIII, 97, 98).


    "Bir kimse Cum'a günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, yağ veya koku sürünür, sonra mescide gider bulduğu yere oturur ve namazını kılar, hutbeyi dinlerse; geçen Cum'a'dan o Cum'a ya kadar işlemiş olduğu günahları affolunur. " (Buhârî, Cumua, 6)

    Cum'a namazının farziyyeti Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabittir. Cum'a sûresinin dokuzuncu âyetinde Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

    "Ey iman edenler, Cum'a günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah'ı anmağa koşun; alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. "

    İbn Mâce'de mevcut Hz. Câbir (r.a.)'den rivâyet edilen şu hadis, Cum'a'nın farziyyetinin sünnetle delilidir:

    "Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tövbe ediniz. (Başka işlerle) meşgul olmadan önce de sâlih ameller işlemeye çalışınız. Allah'ı çokça zikretmek ve gizli ve açık olarak çokça sadaka vermek suretiyle sizin ile Rabbiniz arasındaki bağı güçlendiriniz. (Böyle yaparsanız) hem rızıklanırsınız. hem de (Allah tarafından) hatırınız hoş tutulur. Şunu biliniz ki: Yüce Allah şu bulunduğum makamda, şu günümde, şu ayımda ve şu yılımda sizlere Cum'a'yı farz kılmış bulunuyor. Ve bu kıyâmete kadar böylece devam edecek. Benim hayatımda, ya da benden sonra adaletli yahutta zâlim bir imamı bulunduğu halde, onu hafife alarak yahut ta inkâr ederek kim terkederse; Allah, onun iki yakasını bir araya getirmesin, hiç bir işini mübarek kılmasın. Haberiniz olsun, böyle bir kimsenin ne namazı vardır ne zekâtı, ne haccı, ne orucu ve ne de iyiliği Tâ ki tövbe edinceye kadar. Artık kim tövbe ederse, Allah, onun tövbesini kabul etsin. Şunu da biliniz ki: Hiç bir kadın bir erkeğe imam olmasın. (Okuması düzgün olmayan bir bedevî) Arap, bir muhacirin önüne geçip imam olmasın. Fâcir bir kimse de, kılıcından ya da copundan korktuğu bir zorbanın kendisini zorlaması hali dışında da mü'min bir kimseye imam olmasın. " (İbn Mâce, Sünen, İstanbul 1401, I, 343, Hadis no: 1081).

    9 Mart 2018 Cuma, Türkiye Geneli Cuma Hutbesi




    Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
    Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle
    buyuruyor: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir
    erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizle
    tanışmanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah
    katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en
    çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir,
    hakkıyla haberdar olandır”1
    Peygamberimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte
    şöyle buyurmaktadır: “Biliniz ki, sizin, hanımlarınız
    üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin
    üzerinizde hakları vardır”
    2
    Kardeşlerim!
    İnsan, akıllı, sorumluluk sahibi ve en şerefli varlık
    olmakla Allah katında özel bir değere sahiptir. Elbette
    insanoğlunun erkek ve kadın olarak farklı niteliklerle
    yaratılmasında sayısız hikmetler vardır. Ancak şu bir
    hakikattir ki, kadın ve erkek, insan olma itibariyle aynı
    şerefi paylaşır; kul olma itibariyle de aynı sorumluluğu
    üstlenir. Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yaşamak;
    dünyada iyilik, adalet ve merhametin yayılması, kötülük,
    zulüm ve haksızlığın önlenmesi için çalışmak hem kadının
    hem de erkeğin vazifesidir. Nitekim Yüce Rabbimiz
    “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih
    ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre
    kadar haksızlığa uğratılmazlar”
    3 buyurmaktadır.
    Aziz Müminler!
    Kur’an-ı Kerim’de kadının toplum içindeki
    konumundan, Allah katındaki değerinden ve haklarından
    bahseden çok sayıda ayet vardır. İnsanlığın annesi Hz.
    Havva’dan itibaren tarihte iz bırakan nice kadın Kur’an’da
    anlatılır. İmanı ve cesaretiyle Hz. Asiye, iffeti ve sabrıyla
    Hz. Meryem, sadakati ve teslimiyetiyle Hz. Hacer
    hepimize örnek gösterilir. Sevgili Peygamberimize ilk
    inanan ve onu bütün gücüyle destekleyen Hz. Hatice’dir.
    Yüreğindeki tevhid aşkıyla İslam yolunda ilk kadın şehit
    Hz. Sümeyye’dir. Peygamberimizin hanesinden ilmi,
    sünneti ve hikmeti insanlığa taşıyan ise Hz. Aişe’dir. Bu
    nâdîde örneklerin ışığında dinimizin, milletimizin ve
    medeniyetimizin kadına bakışı daima onun saygınlığını ve
    haklarını korumak üzerinedir. Kadına dair nerede köhne bir
    anlayış ve zalim bir davranış varsa, o cahiliye döneminin
    kalıntısıdır.
    Aziz Müminler!
    Her insan en temel hakları ile doğar ve cinsiyeti
    yüzünden bu hakları bir insandan esirgemek İslam’a da

    insafa da sığmaz. Sırf kız olduğu için bir çocuğun
    doğumuna üzülmek, onu hor görmek, eğitimden mahrum
    bırakmak, zorla ve küçük yaşta evlendirmek zulümdür.
    Hâlbuki dört kız babası olan Sevgili Peygamberimiz kız
    çocuklarımızın bizim için rahmet ve mağfiret vesilesi
    olduğunu müjdeler ve: “…Her kim şu kız çocuklarını
    yetiştirirken birtakım zorluklara katlanırsa bu kızlar
    onun için cehennem ateşine siper olur”
    4 buyurur.
    Annelerimiz ise, bizim sevgi kaynağımız, dua
    kapımızdır. Emeğinin hesabını tutmayan, karşılık
    beklemeden veren, ayaklarının altına cennet serilen her
    anne, iyiliği ve ihsanı hak eder.
    Kardeşlerim!
    Erkek ve kadın için, aile kurmanın huzura kavuşmak
    anlamına geldiği hakikati bir ayette şöyle anlatılmaktadır:
    “İçinizden kendileri ile huzur bulacağınız eşler yaratıp,
    aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, Allah’ın
    varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz
    bunda, düşünen bir toplum için dersler vardır”
    5
    Eşimiz, dünya hayatının yükünü birlikte taşıdığımız,
    üzüntü ve kedere beraber katlandığımız dert ortağımızdır.
    Yuvamızı, sevincimizi ve mutluğumuzu paylaştığımız
    hayat arkadaşımızdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s ) kadın
    ve erkeği “Bir bütünün birbirini tamamlayan iki
    yarısı”
    6 olarak tanımlar. Birbirine sevgi ve güvenle
    bağlanan, birbirini koruyan ve destekleyen bir tutumu
    bizlere öğretir. Zira sağlıklı, huzurlu ve güçlü bir toplumu
    kadın ve erkek birlikte inşa eder.
    Muhterem Müslümanlar!
    Bugün insanlık her konuda olduğu gibi, kadın hakları
    konusunda da çetin bir imtihandan geçiyor. Dünyanın
    birçok yerinde savaş, şiddet ve zorbalık herkesten çok
    kadınları vuruyor. Acıyla kıvranan, hapsedilen, göçe
    zorlanan kadınlar yardım bekliyor.
    Diğer yandan “Kadınlar hakkında Allah'tan
    korkun. Çünkü siz, onları Allah'ın emaneti olarak
    aldınız ve Allah'ın adını anarak (nikâh kıyıp) kendinize
    helâl kıldınız”
    7
    buyuran bir Peygamber’in ümmeti olarak
    kimi zaman onun hassasiyetine sahip çıkamıyor. Hayatında
    tek bir defa bile kadına el kaldırmayan Resul-i Ekrem’in
    yolundan gitmemiz gerekirken, onlara karşı merhametli
    davranmamız gerektiğini unutuyoruz. Ne acı ki, şiddet,
    istismar ve kadın cinayetleri tırmanmaya devam ediyor.
    Bu vahim tablo karşısında geliniz, kadın söz konusu
    olduğunda merhamet, adalet ve hakkaniyetten asla
    vazgeçmeyelim. “Sizin en hayırlınız hanımlarına karşı
    en iyi davranandır” 8 buyuran Peygamber Efendimizin
    davetine icabet edelim. Emaneti gözü gibi koruyan
    müminler olarak şöyle dua edelim:
    “Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz
    aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara
    önder eyle” 9

    1 Hucurât, 49/13.
    2 Tirmizî, Radâ, 11.
    3 Nisâ, 4/ 124.
    4 Buhari Zekat, 10.
    5Rûm, 30/21.
    6 Ebû Dâvûd, Tahâret, 94.
    7 Müslim, Hac, 147.
    8 Tirmizî, Radâ, 11.
    9 Furkân, 25/74.
    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    *************
    Cum'a Namazının Farz Olmasının Şartları

    Cum'a namazı; namaz, oruç, hac, zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından "kapalı anlatım (mücmel)" özelliği olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi "Namazı benim kıldığım gibi kılınız" (Buhârî, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.

    Câbir b. Abdullah'ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti:

    "Allah'a ve âhiret gününe inananlara Cum'a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır" (Ebû Dâvud, I, 644, H. No: 1067; Dârakutnî, II, 3; Bağavî, Şerhu's-Sünne, I, 225) Bu istisnaların dışında kalan her müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir. Buna göre şartlar şöyledir:

    A) Erkek olmak: Cum'a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez (es-Serahsî, II, 22, 23; İbn Abidin, Reddü'l-Muhtâr, I, 591, 851-852).

    B) Hür olmak: Hürriyetten yoksun bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, Cum'a günü öğle namazını kılmaları yeterlidir. Cum'a namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (mükâteb) kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine Cum'a namazı farz olmayan köle esir veya mahkumlar her ne sûretle olursa olsun, Cum'a'yı kılmış olsalar, sahih olur.

    C) Mukîm olmak: Yolcuya Cum'a namazı farz değildir. Çünkü o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı kolaylıklar getirilmiştir.

    D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak: Namaza gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere Cum'a farz olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve müslümanlar Cum'a'yı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle Cum'a namazına katılırlarsa yeterli olur (es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, I, 417)

    Ayrıca, düşman korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de Cum'a namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek kimsesi olursa, Cum'a'yı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre farz olur. Üzerlerine Cum'a namazı kılması farı olmayan müslüman kimseler, Cum'a'yı kılmaya imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cum'a namazı kılmaları farz olmayan kimseler, bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil, yalnız başlarına kılarlar. Bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınmıyor ise, öğle namazlarını cemaatle kılabilirler...

    İslam Ansiklopedisi , Şamil Yayınları



    Yazar :gonlumungulu
    Mesaj: 1000+



    Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group