Son Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)

Gönlümün Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı Sayfasına Hoş Geldiniz

Sayfamizda Hz. Muhammed (sav)'in Hayatı (Siyer) , Hz Peygamberimiz

Son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı

HZ Muhammed "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı, korkutucu olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Kur'an-ı Kerim : Sebe Suresi 28

  Hz.Muhammed (s.a.v)

Alttaki başlıkları seçerek ilgili bölümlere ulaşabilirsiniz.


[CAHILIYYE DÖNEMI] [EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI] [FiL VAKASI EBABiL KUSLARI]

[TEBLIGIN BES DEVRESI] [PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU] [PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI]

 [MUHAMMED ( A.S) VAHY GELISI] [MIRAC] [MEKKE DÖNEMI] [HABESiSTAN HiCRETi]

 [HAZRET-I ÖMERIN MÜSLÜMAN OLUSU] [AKABE BEY'ATLARI] [HiCRET] [MEDiNE DÖNEMi]

 [iLK YAPILAN MESCiD]  [BEDiR GAZVESi]  [KAYNUKAOGULLARI VE MEDINEDEN SÜRÜLMELERI]

[UHUD SAVASI] [MEUNE KUYUSU OLAYI] [NADIROGULLARI ILE YAPILAN SAVASLAR]  [HENDEK SAVASI]

 [HUDEYBIYE BARISI] [HAYBER GAZVESI] [HAZRETI PEYGAMBERIN ELÇILERI]

[VEDA HUTBESI] [PEYGAMBER EFENDIMIZIN VEFATI]







SON PEYGAMBER





HUDEYBİYE BARIŞI



 Hz. Peygamber ve ashabının Kabe'yi ziyaret
maksadıyla Mekke'ye gitmek istemeleri ve bunun müşrikler tarafında engellenmesi
üzerine çıkan olaylardan sonra müslümanlarla müşrikler arasında yapılan anlaşma.
Allah Rasûlü'nün hicretinin üzerinden mücadeleler ve savaşlarla dolu altı yıl
geçmişti. Hem muhacirler, hem de Ensar, Kâbe'yi ziyaret özlemiyle yanıp
tutuşuyorlardı.


Allah'ın elçisi, bu yılın Zilkade ayının
başında bütün ashabın özlemlerine beklentilerine cevap anlamı taşıyan bir rüya
gördü. Rüyasında ashabı ile birlikte güvenlik içinde Kâbe'yi ziyaret ediyordu.
Rasûlullah'ın ashaba anlattığı rüya, hızla bir muştu gibi yayıldı Medine'ye.


Hz. Peygamber bu genel coşku üzerine,
Kâbe'yi ziyaret etmek isteyenlerin hazırlanmasını emretti. Hattâ İslam'ı kabul
etmeyen kabileleri bile kendileriyle birlikte hac yapmaya çağırdı.


Hazırlıkların tamamlanmasından sonra,
Zilkade'nin ilk Pazartesi günü (13 Mart 628) bin dörtyüz kişi ile birlikte
Mekke'ye doğru hareket etti. Niyetinin barış olduğunu göstermek için yanlarına
yolcu kılıcı denilen kılıçtan başka savaş silahı almamışlardı. Zül-Huleyfe
mevkiine geldiklerinde ihrama girdiler ve Umre için niyet ettiler. Yanlarında
Mekke'de kurban edilmek üzere sabin alman yetmiş deve bulunuyordu ve bunlar
kurbanlık olduğu belli olacak biçimde nişanlanmıştı.


Mekkeli müşrikler Hz. Muhammed'in
hareketini öğrenince toplanarak ne pahasına olursa olsun, Rasûlullah'ın Mekke'ye
girmesine izin vermemeyi kararlaştırdılar. Rasûlullah'ın Mekke'ye daha fazla
yaklaşmasına engel olmak üzere de Halid bin Velid komutasında ikiyüz atlıdan
oluşan bir birlik gönderdiler.


Bu arada Hz. Peygamber Hudeybiye mevkiine
gelmişti. Devesi burada kendiliğinden çöktü ve bütün çabalara rağmen
kaldırılamadı. Bunun üzerine çeşitli fikirler ileri sürenlere karşılık Allah
Rasûlü,"Filin Mekke'ye girmesine engel olan kuvvet bu deveyi de çökertti"
diyerek herkesin inmesini emretti.


Peygamber Efendimiz, Mekke müşriklerinin
durumu anlama ve umreyi gerçekleştirebilme konusunu görüşmek için Hz. Osman
(r.a)'ı Mekke'ye gönderdi. Hz. Osman (r.a) kiminle görüştü ise, umre yapmanın
mümkün olmadığını anladı. Zira müşrikler, müslümanların Mekke'ye girişini
kendileri için büyük bir zillet sayıyorlar ve bütün Arap dünyasının gözünden
düşecekleri şeklinde yorumluyorlardı. Bundan dolayı umre hiç mümkün
gözükmüyordu.


Bu arada Hz. Osman (r.a)'nın tutuklandığı
ve öldürüldüğü haberi yayıldı. Bu haber üzerine peygamber Efendimiz, bütün
mü'minlerden "ölüm" üzere bey'at aldı. Ashab-ı Kirâm'ın ölüm için yarışırcasına
bey'at etmelerini müşriklerin casusları da görüyorlardı. Bu durumu süratli bir
şekilde Mekke'ye bildirdiler.


Sahabenin bey'atını bildiren âyet-i
kerime'de şöyle buyurulur: "Sana bey'at edenler gerçekte Allah'a bey'at
etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa,
kendi aleyhine bozmuş olur ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük
bir mükafat verecektir" (el-Feth, 48/10) ve "Allah şu mü'minlerden razı olmuştur
ki, onlar ağacın altında sana bey'at ediyorlardı. Allah onların gönüllerindekini
bildiği için onların üzerine huzur ve güven indirdi ve onlara yakın bir fetih
verdi. Yine onlara alacakları birçok ganimetler bahşeyledi. Allah üstündür,
hikmet sahibidir" (el-Fetih, 48/18-19) âyetleri bu olayı anlatmakta ve Cenab-ı
Hakk'ın biat edenlerden razı olduğunu bildirmektedir. Bu âyetlerden dolayı, bu
beyata, razılık biatı anlamında "Biatü'r-Rıdvân" ve Hz. Peygamberin altında
oturduğu ağaca da razılık ağacı anlamında "Şeceretü'r-Rıdvân" adı verilmiştir.
Kısa bir aradan sonra Hz. Osman (r.a)'la ilgili ölüm haberinin asılsız olduğu
anlaşılmıştır.


Bu arada karşılıklı elçiler gidip geliyor,
bir uzlaşma yolu aranıyordu. Müşrikler müslümanların Mekke'ye girmelerine izin
vermeyeceklerini açıkça söylüyorlardı. Hz. Peygamber ise "Biz buraya kesinlikle
savaşmak için gelmedik. Amacımız Kâbe'yi ziyarettir, Umre yapmaktır. Kureyşliler
eski savaşlarda zayıf düşmüşlerdir. Dilerlerse onlarla bir anlaşma, bir sure
için barış anlaşması yapmak isterim. Kabul ederlerse ne âlâ, aksi takdirde
Allah'a yemin ederim ki, ölünceye kadar onlarla savaşırım" diyerek barış
öneriyordu.


Allah Rasûlü'nün kararlılığı yüzünden
müşrikler savaşı göze alamadılar. Amr oğlu Süheyl'i kendileri adına bir anlaşma
yapmak üzere gönderdiler.


Rasûlullah ile Süheyl uzun görüşmelerden
sonra anlaşma şartlarını tesbit ettiler. Buna göre;


1-Müslümanlarla müşrikler on yıl süreyle
savaşmayacaklar, birbirlerine saldırmayacaklardı .


2- Müslümanlar bu yıl Kabe'yi ziyaretten
vazgeçerek geri dönecekler, ancak gelecek yıl umre yapacaklar, müşriklerin
boşaltacağı Mekke'de üç gün kalacaklar ve yanlarında yolcu kılıçlarından başka
silah taşımayacaklardı.


3- Mekke'den birisi müslüman olarak
Medine'ye sığındığı zaman iade edilecek; fakat Medine'den Mekke'ye sığınanlar
iade edilmeyecekti.


4- Arap kabileleri istedikleri tarafla
anlaşma yapmakta serbest olacaklardı.


Hudeybiye andlaşmasının bütün şartları
görünüşte müslümanların aleyhine idi. Bu nedenle müslümanlar büyük bir hayal
kırıklığına uğradılar. Bu andlaşmayı bir aşağılanma, bir küçük düşürülme olarak
kabul ettiler. "Sen Allah'ın Rasûlü değil misin? Davamız hak dava değil mi? Bu
zilleti neden kabul ediyoruz?" diyen Hz. Ömer'in sözleri, müslümanların genel
üzüntülerinden doğan tepkinin dile getirilişinden başka bir şey değildi. Fakat
şüphesiz Allah ve Rasulü neyin hayırlı, neyin şer, neyin izzet, neyin zillet
olduğunu daha iyi bilirdi.


Allah Rasûlünün kurbanlarını kesip
başlarını tıraş etmeleri isteği yankısız kaldı. Büyük bir üzüntü ile çadırına
girdi. Sonra mü'minlerin annesi Ümmü Seleme hazretlerinin tavsiyesi üzerine
kendi kurbanını kesti ve tıraş oldu. Bunun üzerine bütün müslümanlar
yarışırcasına kurbanlarını kesip tıraş oldular.


Hudeybiye'de ondokuz gün kalındıktan sonra
Medine'ye doğru yola çıkıldı. Yolda, "Biz sana apaçık bir fetih verdik. Bununla
Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayacak ve sana olan nimetini
tamamlayacak ve seni doğru bir yola iletecek. Allah sana şanlı bir zafer
verecek" (el-Fetih, 48/1,2) âyetleriyle başlayan Fetih Sûresi nazil oldu.


Şanı yüce Allah, Hudeybiye barışını bir "Feth-i
Mübin" (apaçık bir fetih) olarak niteliyordu. Gerçekten de bunun böyle olduğu
çok geçmeden herkes tarafından anlaşıldı. Hudeybiye'yi Hayber gibi, Mekke'nin
fethi gibi zaferler izledi.


Hudeybiye andlaşmasının en önemli
yanlarından veya sonuçlarından birisi hiç kuşkusuz siyasî yönüdür. Daha önce
Mekkeli müşrikler, Medine İslam toplumunun varlığına bile tahammül edemezlerdi.
Hatta müslümanları kökten yok etmek amacıyla Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında
olduğu gibi birçok girişimde bulunmuşlardı. İşte bu andlaşma ile ilk kez
müşrikler Medine İslam toplumunu resmen tanınmış oluyorlardı. Bu durum İslam'ın
kabileler arasından büyük bir önem kazanmasına neden oldu.


Andlaşmadan önce müslümanlarla müşrikler
arasında hemen hiç bir ilişki yoktu. Hudeybiye'den sonra ise iki taraf
arasındaki ticari ve ailevi ilişkiler canlandı. Hz. Peygamber istediği yerde
İslam'ı rahatça tebliğ etme imkanına kavuştu. Bu nedenle hem Mekke'de, hem de
çevre kabileler arasında İslam'ı kabul edenler hızla arttı. Öyle ki, Hudeybiye
ile Mekke'nin fethi arasında geçen iki yıl içinde müslüman olanların sayısı,
Hudeybiye'den önceki ondokuz yıl boyunca müslüman olanların iki katına
ulaşmıştı.


Andlaşma maddelerinden müslümanları en çok
üzenlerden birisi, Mekke'den kaçan müslümanların iade edilmesi hakkındaki madde
idi. Daha andlaşma imzalanır imzalanmaz zincirlerini sürükleyerek gelen Ebu
Cendel'in, "Müslüman olduğum için bu kadar zulümlere işkencelere uğramıştım.
Beni tekrar aynı işkencelere atmak mı istiyorsunuz? Beni yine müşriklere mi
teslim edeceksiniz?" çığlıklarına rağmen antlaşma gereğince Kureyş adına
andlaşmayı yapan müşrik Amr oğlu Süheyl'e teslim edilmesi, müslümanları
gözyaşları içinde bırakmıştı .


Süheyl b. Amr, oğlu Ebû Cendel'i çeke çeke
Kureyşlilerin yanına götürdü. Müslümanlar, onun feryadına dayanamayarak ağlamaya
başladılar (Vâkıdî, Meğâzı, ll, 608'den naklen Asım Köksal, İslâm Tarihi, Vl,
204). Hz. Muhammed (s.a.s), Ebû Cendel'i şu sözleriyle teselli ediyordu: "Ey Ebû
Cendel, şu toplulukla aramızda yazılan barış yazısı tamamlandı. Sen biraz
sabret, katlan, yüce Allah'tan da bunun ecrini dile. şüphesiz Allah, senin ve
senin yanında bulunan zayıf mü'minler için bir genişlik ve çıkar yol ihsan
edecektir. Biz onlara Allah'ın ahdiyle söz verdik, onlar da bize söz verdiler.
Onlara verdiğimiz sözü çiğneyemeyiz. Verdiğimiz sözde durmamak bize yaraşmaz"
(Asım Köksal, a.g.e, Vl, 204). Hz. Ömer, bu geri çevirmenin dış görünüşüne
bakarak çok üzülmüş, din için bu kadar hakarete katlanmanın sebebini
anlayamadığını söylemişti. Mekke'ye girip, Beytullah'ı ziyaret etmeyi uman
sahabe bu gerçekleşmediği gibi Hudeybiye Andlaşması gibi aleyhlerine olan bir
sözleşmeyi kabul etmek zorunda kalmışlardı .


Mekke'den kaçan fakat Medine'ye kabul
edilmeyen müslümanlar Mekke Şam kervan yolu üzerindeki İs mevkiinde üslendiler.
Kısa zamanda sayıları üçyüze ulaşan müslümanlar müşriklere karşı gerilla savaşı
yürütmeye başladılar. Kureyş'in kervanlarına saldırıyor, ellerine düşen Mekkeli
müşrikleri öldürüyorlardı. Kureyş müşrikleri bu durum karşısında müslümanları
Mekke'de tutmanın zarardan başka bir şey getirmeyeceğini, gerçekten iman etmiş
bir mü'mini hapsetmenin serbest bırakmaktan daha zararlı olduğunu anladılar ve
ilgili maddenin andlaşmadan çıkarılması için başvurdular. Bunun üzerine Rasûl
aleyhisselam isteklerini kabul ederek İs'teki müslümanları Medine'ye çağırdı.


Bütün bu sonuçlar Hudeybiye barışının
göründüğü gibi kötü bir anlaşma olmadığını, tersine müslümanlara zafer
kapılarını açan bir "feth-i mübin" olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır.


 





--Hazırlıyan www.ferhatturan.com /// Ferhat Turan--