Son Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)

Gönlümün Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı Sayfasına Hoş Geldiniz

Sayfamizda Hz. Muhammed (sav)'in Hayatı (Siyer) , Hz Peygamberimiz

Son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı

HZ Muhammed "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı, korkutucu olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Kur'an-ı Kerim : Sebe Suresi 28

  Hz.Muhammed (s.a.v)

Alttaki başlıkları seçerek ilgili bölümlere ulaşabilirsiniz.


[CAHILIYYE DÖNEMI] [EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI] [FiL VAKASI EBABiL KUSLARI]

[TEBLIGIN BES DEVRESI] [PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU] [PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI]

 [MUHAMMED ( A.S) VAHY GELISI] [MIRAC] [MEKKE DÖNEMI] [HABESiSTAN HiCRETi]

 [HAZRET-I ÖMERIN MÜSLÜMAN OLUSU] [AKABE BEY'ATLARI] [HiCRET] [MEDiNE DÖNEMi]

 [iLK YAPILAN MESCiD]  [BEDiR GAZVESi]  [KAYNUKAOGULLARI VE MEDINEDEN SÜRÜLMELERI]

[UHUD SAVASI] [MEUNE KUYUSU OLAYI] [NADIROGULLARI ILE YAPILAN SAVASLAR]  [HENDEK SAVASI]

 [HUDEYBIYE BARISI] [HAYBER GAZVESI] [HAZRETI PEYGAMBERIN ELÇILERI]

[VEDA HUTBESI] [PEYGAMBER EFENDIMIZIN VEFATI]







SON PEYGAMBER





HENDEK SAVAŞI



 Hz. Peygamber (s.a.s)'in müşriklerle
yaptığı büyük ve en önemli savaşlarından birisi. Uhud savaşından iki yıl sonra,
Hicret'in beşinci yılının şevval ayında (23 şubat 627) Medine'nin kuzeyinde
cereyan etmiştir.


Kureyş müşrikleri Uhud savaşında başarılı
olmuşlardı ama müslümanların gücünü kıramamışlardı. Tam tersine müslümanlar
Medine'deki birlik ve beraberliklerini sağlamlaştırmış, askeri bakımdan daha
güçlü bir duruma gelmişlerdi. Medine'de sürekli problem çıkaran Yahudi Benu
Nadir kabilesi sürülmüş; doğuda Zatu'r-Rika, kuzeyde Dumetü'l-Cendele yapılan
seferler kesin zaferle sonuçlanmış, müslümanların gücü ve etkinliği gün geçtikçe
daha da büyümüştü. Bunun sonucu olarak Mekke müşriklerinin Mısır, Suriye ve Irak
yönündeki kervan yolları tamamen kapatılmıştı.


Müslümanların bölgeye hakim bir güç olmaya
başlaması İslâma katılanların sayısını hızla artırmış, geçen zaman,
müslümanların sosyal hayatlarını düzenleme ve yerleştirme yolunda önemli adımlar
atmasına fırsat tanımıştı. İslâm'ın bu gözle görülür güçlenişi karşısında
müslümanların başlıca düşmanlarından olan yahudiler, düşmanca faaliyetlerine hız
verdiler. Özellikle Medine'den sürülen Benu Nadir kabilesi bütün çevrede İslâm
aleyhinde sürekli propaganda yapıyor, İslâm'ın güçlenmesini önlemek için
müslümanlara kesin bir darbe vurmanın yollarını arıyordu. Bu çalışmaları
sonuçsuz kalmamış, yahudiler aralarında görüş birliği sağlanarak Kureyş ve diğer
müşrik kabilelerle birleşmenin yolları aranmaya başlamıştı.


Yahudilerden oluşan bir heyet Mekke'ye
gelerek kışkırtıcı çalışmalardan sonra Kureyş'e ortak düşmanları olan
müslümanlara birlikte saldırmayı Rasûl Aleyhisselâm'ı ve İslâm'ı ortadan
kaldırmayı teklif ettiler. Ticaret yollarının kesilmesiyle ekonomik bir çıkmaza
düşen ve içlerinde hala Bedir'in acısını taşıyan müşrikler bu teklifi olumlu
karşıladı (Taberî, Tarihu't-Taberi, Mısır,1961, II, 564-5). Yahudi heyeti ve
Kureyş'ten seçilen elli adam Kâbe örtüsünün altına girip göğüslerini kâbe
duvarına dayayarak tek başlarına kalıncaya kadar müslümanlarla savaşmaya yemin
ettiler. Artık tek düşünceleri vardı. Bu savaşı mutlaka başarmak ve İslam'ı
ebediyyen yok etmek (İbnü'l-Hişâm, es-Siretü'n-Nebeviyye, Beyrut, 1407/1987, II,
254, 255).


Yahudiler Kureyş'le anlaştıktan sonra
Necid'e giderek Benu Süleym ve Gatafan kabilelerini de bu ittifaka dahil etmeye
çalıştılar. Gatafan kabilesini Hayber'in bir yıllık hurmasının yarısı
karşılığında müslümanlara karşı savaşmaya razı ettiler. Arkasından diğer Arap
kabilelerini dolaşarak putperestliğin İslam'dan üstün olduğunu, fakat
müslümanlarla savaşılmadığı takdirde putperestliğin sonunun yaklaştığı
propagandasıyla savaşa kışkırttılar. Bu çalışmaları sonunda Fezare, Süleym, Sa'd
ve Esedoğulları kabileleri de ittifaka dahil oldu (Taberî, a.g.e., II, 566).


Savaş hazırlıklarına başlayan Kureyş, üçyüz
at, bin beşyüz devenin bulunduğu dörtbin kişilik bir ordu donattı. Buna Yahudi
ve diğer Arap kabilelerinin kuvvetleri de eklenince yaklaşık onbin kişilik bir
ordu meydana geldi. Bu büyük ordu İslâm'a son ve öldürücü darbeyi vurmâk,
Allah'ın nurunu boğmak niyet ve umuduyla Medine'ye yöneldi. Arap yarımadası
belki de o güne kadar böyle büyük bir orduya şahit olmamıştı (İbn Hişam, es-Siretit'n-Nebeviyye,
Mısır, 1375/1955, II, 214, 216, 220):


Râsulullah (s.a.s) müttefiklerin girişimini
haber alır almaz derhal bir savaş meclisi topladı. Mecliste düşmana karşı ne
gibi tedbirler alınması, nasıl bir savaş taktiği izlenmesi gerektiği konusunda
istişare edildi. Ashâbın çoğunluğu Medine'yi içerden savunmanın uygun olacağı
görüşünde idi. Bu görüş benimsendikten sonra Selman-ı Farisî hazretleri, "bizde
bir şehir üstün kuwetlerle kuşatıldığı zâman daima çevresine bir hendek kazılır
ve şehir bu şekilde savunulur" şeklinde görüş bildirince Rasûl aleyhisselam bunu
uygun görerek savunma planının bu doğrultuda hazırlanmasını emretti. Vakidî'nin
Hendek Savaşı sırasında Rasûlullah'ın Kureyş lideri Ebû Süfyan'a yazdığım
söylediği bir mektuba göre ise, şehrin çevresine hendek kazılmasını doğrudan
doğruya şanı yüce Allah, Rasûlüne ilham etmiştir. Düşmanın geleceği yöne
kazılacak hendekle şehrin koruması esas olmakla birlikte Selmân-ı Farisî'nin
teklifi içinde Medine'yi çevreleyen binalar arasına kapatmak da vardı, zaten
şehrin diğer tarafı dağ ve hurmalıklarla çevrili idi (İbn Hişam, a.g.e., II,
255).


Rasûlullah, vakit kaybetmeden, ileri gelen
sahabîlerle birlikte keşfe çıkarak hendek kazılması gereken yerleri tesbit etti.
Düşmanın saldırısına açık bulunan yerlerin tesbitinden sonra bütün müslümanlar
toplanarak hendek kazma çalışmalarına başladılar. Medine'deki bütün araçlar
toplandığı halde yine de birçok müslüman araçsız kalmıştı. Bunun üzerine
Rasûlullah, müslümanlarla anlaşmalı bulunan Benu Kurayza kabilesinden ödünç
aletler aldırdı.


Başta Rasûl aleyhisselam olmak üzere bütün
müslümanlar canla başla çalışıyorlardı. Mevsim kış olduğu için çalışmak oldukça
güç ve yorucuydu. Buna rağmen müslümanlar büyük bir coşkuyla çalışıyor, hep bir
ağızdan "bizler ömrümüz oldukça Muhammed'le birlikte savaşa devam etmek üzere
bey'ât etmişizdir" anlamında mısralar okuyorlardı. Hendek kazarken Hz.
Peygamberin birçok mucizesinin geldiğini yine İslâm tarihçileri
nakletmektedirler (İbn Hişam, a. g. e., II, 217, 219).


Rasûlullah da coşkuyla çalışan arkadaşları
ile birlikte toprak kazıyor, taşıyor, onlarla bir ağızdan şu anlamdaki beyitleri
okuyordu: "Allah'ın lütfu ve hidayeti olmasaydı biz ne hidayete erer, ne
sadakalar verir, ne de ibadet ederdik. Ya Rab! Bizi huzur ve sükuna erdir.
Düşmanla karşılaşırsak bize sebat ve metanet ver. Bize saldıranlar fitne
çıkararak fesat peşinde koşuyorlar. Biz ise onlara karşı koyuyoruz." Münafıklar
ise bu işi ağırdan alıyor ve çeşitli bahanelerle çalışmamak istiyorlardı (İbn
Hişam a.g.e., II, 216; Taberî, a.g.e., II, 566, 567).


Bu şekilde iki hafta boyunca süren gayret
sonunda Medine çevresinin gerekli yerleri hendeklerle kuşatılmış, hendeklerden
çıkan topraklar iç tarafa yığılarak siperler oluşturulmuştu.


Hendek kazma çalışmaları biter bitmez Rasûl
aleyhisselam savaşabilecek durumdaki bütün müslümanları topladı. Müslüman
mücahitlerin sayısı üçbindi ve otuz altı da at vardı. Müslüman savaşçılar
gruplar halinde siperler gerisine yerleştirildi. Bu sırada Ebû Süfyan
komutasındaki ordu Medine'nin Batısından, Necid kabileleri de Doğudan Medine
önlerine geldiler.


Kureyş ordusu Medine'nin kuzeyinden
dolaşarak Uhud dağı civarına geldi. Ortalığı boş görünce evvelce Uhud savaşında
aldıkları mevkiye doğru yaklaştılar. Burada diğer kuvvetlerle birleşerek
Uhud-Medine yolu üzerinde ilerlemeye başladılar. Bir müddet sonra Rasûlullah'ın
hendekler gerisinde görülen çadırları karşısına geldiler ve onun karşısında yer
aldılar (Taberî, a.g.e., II, 570).


Müşrikler çevrede müslümanları görmeyince
hızla Medine üzerine atıldılar. Fakat müslümanlar tarafından kazılan hendeklere
gelir gelmez ne yapacaklarını şaşırdılar. O zamanlar böylesi istihkamlar inşa
etmek Araplar tarafından bilinmiyordu. Rasûlullah'ın bu değişik savunma yöntemi
müşrikleri hayret ve şaşkınlık içinde bıraktı. İçerlerinde bazıları atlarını
hendekler boyu sürerek bir geçit aradılar. Fakat hendek gayet derin kazılmış
olduğu için geçmeyi başaramadılar. Bu arada hendek gerisinde siperlenen
müslümanlar düşmanı ok ve taş yağmuruna tuttular. Düşman süvarileri de bu
şekilde karşılık vermek zorunda kaldılar. Müşrikler bir aya yakın bir süre
hendek gerisinde kaldılar. İki taraf arasında herhangi bir savaş olmadı. Bir
kaçı mübareze ve karşılıklı ok atmaktan başka ciddi bir hareket olmadı (Taberî,
a.g.e., II, 572).


Müslümanlar arada sırada taarruz eden
düşmanı bu şekilde karşılayarak savunma süresini uzatıyorlardı. Fakat bu sırada
müslümanlarla anlaşma içindeki Benu Kurayza kabilesinin anlaşmayı bozarak
geceleyin Medine üzerinde baskın yapmak için hazırlandıkları söylentisi yayıldı.
Bu haber müttelik ordulara göre oldukça zayıf olan müslümanlar arasında büyük
bir endişeye neden oldu. Rasûl aleyhisselam durumun açıklığa kavuşturulması için
Kurayza kabilesine birisini gönderdi. Benu Kurayza kabilesinin reisi Kaab b.
Esed'in Benu Nâdir kabilesi reisi Nayy b. Ahtab tarafından kandırılmış olduğu ve
Kurayzalıların gerçekten anlaşmayı bozmuş oldukları anlaşıldı. Kurayza kabilesi
ile Evs kabilesi arasında dostluk bulunduğu için Evs'in lideri Sa'd b. Muaz ve
bazı Evs ileri gelenleri özel olarak Benu Kurayza kabilesine gönderildi ise de
olumlu bir sonuç alınamadı.


Kur'ân düşmanın gelişini ve durumun
vehametini şöyle dile getirir:


"Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan
gelmişlerdi. Gözler dönmüş, yürekler ağızlara gelmişti. Allah için çeşitli
tahminlerde bulunuyordunuz" (el-Ahzab, 33/10). Rasûlullah zaman geçirmeden
ortaya çıkan yeni duruma uygun tertibatı aldı. Müslümanlara hitaben, "emin
olunki bunun sonu hayırlıdır. Müslümanların yegane koruyucusu Allah'tır"
buyurarak müslümanlara güven verdi. Şehir içinde ve savunma hattı çerçevesinde
güvenlik önlemleri bir kat daha artırıldı. Geceleri düşmanın ani bir baskın
yapmasını önlemek amacıyla devriye kolları çıkarılmaya başlandı.


Gece basar basmaz bütün devriye görevlileri
görev yerlerine dağılıyor, Rasûlullah ise savunma hattının en zayıf noktasında
bekliyordu. Geceleri çok soğuk olduğu için savaşın zorlukları kendisini daha
ağır biçimde hissettiriyordu. Bununla birlikte Müslümanlar inançla ve sabırla
görevlerini yerine getiriyorlardı.


Bu arada münafıklar da boş durmuyor bir
takım teşvikler ve aldatıcı sözlerle imanı zayıf kimseleri kandırmaya
çalışıyorlardı. Nitekim Kur'ân bu duruma "İki yüzlüler ve kalplerinde hastalık
olanlar" Allah ve Rasûlü size sadece kuru vaadlerde bulundu" diyorlardı (el-Ahzab,
33/12). Ayetiyle işaret etmektedir.


Kuşatma onbeş günden fazla sürdüğü halde
müşrikler hiçbir sonuç alma başarısını gösteremediler. Muhasaranın devamı
sabahlara kadar siperlerde bekleyen müslümanları oldukça kötü etkiliyordu.
Şehrin dışarıyla bütün bağlarının kestirilmiş olması yiyecek sıkıntısının
başlanmasına neden oldu. Münafıklar bundan da güç alarak yersiz konuşmalarını
çoğalttılar. Eskiden beri meydan savaşlarına alışmış olan müslümanlar düşman
karşısındâ hiçbir şey yapmadan beklemekten sıkılmaya başlamışlardı. Mevsimin
şiddeti bu durumu daha da etkiliyordu. Özellikle geceleri çıkan soğukta devriye
görevini yapanlar fazlasıyla muzdarip olmaya başladılar. Hatta hayvanlarına
yedirecek birşey bulamaz hale geldiler. Müslümanların direnci yavaş yavaş
kırılmaya yüz tutmuştu. Kur'ânın deyimiyle "İşte orada mü'minler denenmiş ve çok
şiddetli sarsıntıya uğramışlardı" (el-Ahzab, 33/11).


Durumun vehameti karşısında Hz. Peygamber,
Müşriklerin birliğini bozabilmek için bir ara Gatafanlıların reisleri Uyeyne b.
Hısn b. Huzeyfe ve el-Haris b. Avf b. Ebi harise el-Murriye haber göndererek
dönüp gitmeleri karşılığında Medine hurmalarının üçte birini onlara vermek üzere
anlaşmak istediyse de (hatta anlaşma metni bile hazırlanırken) Sa'd b. Mu'az ve
Sa'd b. Ubâde ile istişaresi sonucu bu fikirden vazgeçti (İbn Hişam, a.g.e., II,
223; Taberî, a.g.e., II, 572-3).


Diğer yandan düşman ordusu baskısını
giderek arttırıyordu. Değişik yönlerden peşpeşe saldırılarda bulunuluyor,
hendeği aşamayarak çaresiz geri dönüyordu. Muhasaranın olağanüstü şiddet
kazandığı bir sırada müşrikler ne pahasına olursa olsun hendeği aşmaya karar
verdiler. Savaşçılıktaki büyük ustalığı ve Kahramanlığıyla şöhret kazanmış olan
Amr b. Abdived ile İkrime b. Ebû Cehl, Nevfel b. Abdullah, Dırar b. Hattab,
Hübeyre b. Ebî Vehb hendeği geçmek üzere ileriye gönderildi. Ebû Süfyan ve Halid
b. Velid de onun arkasından genel bir saldırı için kuvvetlerini ileriye doğru
hareket ettirdiler. Amr ve yanındakiler binbir güçlükle de olsa hendeği aşmayı
başardılar.


Amr b. Abdived atını ileriye sürerek
müslümanları kendisiyle savaşacak bir savaşçı taleb etti. Amr birçok savaşlarda
bulunmuş, yiğitlik ve gözüpekliği sayesinde birçok birlikleri dağıtmış gayet
usta bir silahşor, çevik bir süvari olduğundan, onunla dövüşmeye kimse cesaret
edemezdi. Nitekim müslümanlardan da kimse onun isteğine cevap veremedi.


Bu durumu gören Hz. Ali, Amr'a karşı çıkmak
için izin istedi. Fakat Rasûlullah izin vermedi. Amr tekrar ileriye atılarak
müslümanlara hitaben; "İçinizden kahramanlık meydanına çıkacak kimse yok mu?
Hani ölenlerinizin gideceğini söylediğiniz Cennet?" diye bağırdı. Müslümanlardan
yine ses çıkmayınca Hz. Ali ikinci defa izin istedi. Rasulullah kendi zırhını
çıkarıp Ali'ye giydirdi, beline zülfikâr'ı taktı ve ellerini açarak "Ya Rabb
amcam Übeyd Bedirde; Hamza Uhudda şehid oldular bu Ali ise kardeşimdir ve
amcamın oğludur. Onu koru, beni kimsesiz bırakma. Sen Varislerin en
hayırlısısın" diye dua ederek uğurladı.


Amr'ın karşısına çıkan Hz. Ali kendisini
tanıttı. Amr, Ali'nin gençliğini ve babasıyla olan dostluğunu ileri sürerek
onunla savaşmak istemedi. Hz. Ali ise kendisiyle savaşmayı ve onu öldürmeyi
arzuladığını bildirdi. Kendisinin savaşa çıkanların üç tekliflerinden birini
kabul ettiğini duyduğunu; eğer öyleyse, üç teklifi olduğunu söyledi. Ya müslüman
olmasını, ya savaşı bırakıp gitmesini, yada kendisiyle dövüşmesini teklif etti.
İlk ikisini reddeden Amr dövüşmeyi seçti.


İlk saldırı Amr'dan geldi. Vurduğu kılıç
darbesi Ali'nin kalkanını parçalayarak başından yaralanmasına neden oldu. Sıra
kendisine geldiğinde Ali indirdiği darbe ile Amr'ı cansız yere yuvarladı.
Müslümanlar sevinçle tekbir getirirken müşrikler büyük bir hayal kırıklığına
uğradılar.


Hz. Ali Amr'ın işini bitirince Dırar ile
Hübeyre Ali'nin üzerine yürüdüler. Dırar Hz. Ali'nin yüzüne bakar bakmaz dönüp
kaçmaya başladı. Sonradan Dırar, "ölüm meleği surete bürünmüş bana görünmüştü,"
diyecektir, bu kaçış hakkında. Çarpışmaya yeltenen Hübeyre de Ali'nin bir kılıç
vuruşu ile zırhı delinince kurtuluşu kaçmakta buldu, (İbn Hişam, a.g.e., II.
224-225).


Hz. Ömer, kaçan kardeşi Dırar'ın peşinden,
Zübeyr b. Avvam da Hübeyr'in arkasından koştular. Bu sırada Nevfel b. Abdullah
hendeğe düşmüş, yaralanmıştı. Müslümanlar onu taşa tuttular. Fakat Ali onları
durdurdu, hendeğe inerek boynu kırılmış Nevfel'in kafasını uçurdu.


Bu kötü sonuç karşısında Ebû Süfyan çaresiz
ordugahına döndü.


Ertesi günü Benu Kurayza Kabilesi de düşman
ordusuna katıldı. Müttefikler böylece kuvvet kazanınca bir kat daha
cesaretlenerek saldırılarını sıklaştırmaya, tazyiklerini arttırmaya başladılar.
Ok ve taş muharebeleri akşama kadar sürüp gitti. Karanlık basınca müşrikler
ordugahlarına çekildiler. Genel bir saldırı düşüncesi müslümanlar arasındaki
endişeyi bir kat daha artırdı.


Bu arada savaşın yönünü değiştirecek önemli
bir olay oldu. Düşman saflarında iken müslüman olan Nuaym b. Mes'ud es-Sakafî
gizlice Rasulullah'ın ordusuna katıldı. Durumun kötülüğünü gören Nuaym,
müttefiklerle Benu Kurayza Kabilesinin arasını bozmak için iyi bir vesile oldu.
Hz. Peygamber ona Benu Kurayza ile müşriklerin arasını açması için talimat
verdi. İslâma girdiği bilinmediği için rahatça Benu Kurayza lideri Kaab b.
Esed'in yanına gitti. Kaab'ın yanında daha başka Yahudi liderleri de
bulunuyordu. Onlara yahudilere bir iyilik etmek isteğimi söyleyerek Kureyş ve
Gatafan kabilelerinin artık savaştan usandığından söz etti "hatta daha fazla
zahmet çekecek olurlarsa sizi bırakıp gidecekler. O zaman siz İslâm ordusuna
karşı koyamazsınız. Bu tehlikeyi önlemek için Kureyş ve Gatafan kabileleri ileri
gelenlerinden birkaç kişiyi rehin alın" dedi. Yahudiler bu haberden son derece
memnun oldu.


Nuaym, oradan Ebû Sufyan'ın ordugahına
geldi. Ona Kurayzalıların anlaşmayı bozduklarından dolayı pişmanlık duyduklarını
ve anlaşmayı gizlice yenilediklerini, hatta suçlarını affettirmek için Kureyş ve
Gatafan liderlerinden birkaç kişiyi rehin alarak müslümanlara teslim etmeyi
düşündüklerini söyledi. Bu haber Ebû Süfyan'ı vesveseye düşürdü. Derhal kurayza
liderine İkrime b. Ebî Cehl ve Benî Gatafanlı bir grupla haber göndererek
muhasaranın çok uzadığını, askerin açlıktan şikayet ettiğini bu nedenle ertesi
günü genel bir saldırı ile bu duruma bir son verilmesi gerektiği arzusunda
olduğunu söyledi. Buna karşılık Kurayzalılar, Kureyş ve Gatafan ileri
gelenlerinden birkaç kişi rehin verilmedikçe kendilerine güvenemeyeceklerini
bildirdiler. Kureyş ve Gatafan liderleri bu haberi işitince Nuaym'ın sözüne hak
vererek rehin vermekten imtina ettiler. Kurayza kabîlesi ise onların tavrının
Nuaym'ı doğruladığını görünce müttefiklerden ayrılarak onları kendi başlarına
bıraktılar, (İbn Hişam, a.g.e. II. 230) (Taberî, a.g.e. II 578-9).


Kuşatma yine sürüyordu, ama eski şiddetini
kaybetmişti. Rasûlullah (s.a.s) bu günlerde, bugün Ahzab Mescidinin bulunduğu
yerde ayakta durup ellerini yukarıya kaldırarak müşrik kabileleri aleyhinde
üçgün boyunca dua ettiler. Üçüncü gün öğle ile ikindi namazı arasında duasının
kabul edildiği kendisine vahyedildi. Ashab bunu Rasûlullah'ın yüzünde dalgalanan
sevinçten anladı. Cebrail (a.s.) "sevininiz, Allah onlara bir rüzgar
saldı."diyerek Allah'ın müşrikleri kasırga ile perişan edeceğini haber vermişti.
Allah Rasûlü hemen iki dizi üzerine çöküp ellerini kaldırdı. gözlerini yere
indirdi. ve "bana ve ashabıma acıdığın için sana şükranlarımı sunarım Allah'ım"
dedi. Sonrada haberi ashâbına o müjdeledi.


Beklenen rüzgar birkaç gün sonra geldi. Bu
soğuk, dondurucu bir rüzgardı. Tozları, toprakları müşriklerin gözlerini
dolduruyordu. Rüzgar, onları kendi başlarının derdine düşürmüş, çekilmek,
zorunda bırakmıştır. Çadırların bezlerini, derilerini yırtıyor, direklerini
söküyor, sergileri kumlara gömüyor, yakılan ateşleri, aşıkları söndürüyor,
develeri, atları birbirine karıştırıyor, hiç kimse kimsenin yanına gidemiyor.
Müşrikler ordugahlarından devamlı tekbir sesleri, silah şakırtıları
duyuyorlardı. Kalplerine büyük bir korku düşmüş, amansız bir paniğe
kapılmışlardı. Kur'an sonradan bu olayı mü'minlere şöyle hatırlatmaktadır: "Ey
mü'minler. Allah'ın size olan nimetini anın. Hani üzerinize ordular gelmişti.
Biz de onların üzerine rüzgar ve görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah
yaptıklarınızı görüyordu. "(ef-Ahzâb. 33/9)" "Allah kâfirleri öfkeleri ile geri
çevirdi. Hiçbirşey elde edemediler. Savaşta iman edenlere Allah'ın yardımı kâfi
geldi. Allah güçlüdür, herşeye galiptir" (el-Ahzâb; 33/25).


Gece boyunca devam eden fırtına, sabahleyin
biraz sükûnet buldu. Allah Rasûlü, Huzeyfe b. Yeman'ı düşman ordusu hakkında
bilgi alması için gönderdi. Huzeyfe, düşman ordusunun perişan halini görerek
geri döndü. Hz. Peygamber bundan son derece memnun oldu ve sonucu beklemeye
başladı. (İbn Hişâm, a.g.e. II. 231-2).


Ebû Süfyan ansızın uğradığı bu büyük
felâket üzerine Kurayza kabilesinin ordudan ayrıldığı ve orduda ihtalâf çıktığı
bahanesiyle kuşatmayı sona erdirerek geri çekilme emrini verdi. Amr İbnû'l-âs
ile Halid b. Velid ikiyüz süvari ile müşriklerin geri çekilişini denetlediler.
Müşrikler başansızlıklarından doğan umutsuzluk ve sıkıntı içerisinde hızla ricat
etmeye başladılar.


Kureyş ordusu Mekkeye, Gatafan kabileleri
Necid'e doğru yol alırken müslümanlar savunma hattından çıkarak düşman
ordugahına vardılar. Düşmanın telaş ve heyacan içinde geri çekilirken bırakmış
oldukları erzak ve zahirelere ve Ebû Sufyan'ın yahudi reislerinden Hayg'a
gönderdiği yirmi deveye el koydular. Develer kurban edildi, hurma dolu sepetler
boşaltıldı ve müslümanlara dağıtıldı. Bu ganimet vasıtasıyla muhasaranın ortaya
çıkardığı kıtlık ortadan kalkmıştı. Rasûlullah (s.a.s.) müslümanlara hitab
ederek, "Ey İslâm mücahidleri! Emin olunuz ki bu muzafferiyet sizin için ölümsüz
bir başaııdır. Bundan böyle Kureyş kabilesi size değil, siz Kureyş'e taarruz
edeceksiniz" buyurdu. Rasûlullah'da bu sözleriyle müşriklerin bütün gücünün
tükendiğini, artık müslümanların zafer yollarının açıldığını da müjdelemiş
oluyordu.


O gün öğleye doğru Hz. Peygamber, aldığı
ilâhi bir emir gereği müslümanlara derhal bir ilan yaptırarak bu savaşta
müşriklerle bir olup, kendilerini arkadan vuran Benu Kurayzaya karşı savaşmak
üzere şu emri verdi: "Kim dinler ve itaat ediyorsa, ikindi namazını Benû Kurayza
önlerinden başka yerde kılmasın" Bu emri alan müslümanlar derhal hareket ederek
bu yahudi belasını da ortadan kaldırdılar, (bk. Benû Kurayza Savaşı). (İbn
Hişam, a.g.e. II. 233-34).


 





--Hazırlıyan www.ferhatturan.com /// Ferhat Turan--