Son Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)

Gönlümün Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı Sayfasına Hoş Geldiniz

Sayfamizda Hz. Muhammed (sav)'in Hayatı (Siyer) , Hz Peygamberimiz

Son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı

HZ Muhammed "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı, korkutucu olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Kur'an-ı Kerim : Sebe Suresi 28

  Hz.Muhammed (s.a.v)

Alttaki başlıkları seçerek ilgili bölümlere ulaşabilirsiniz.


[CAHILIYYE DÖNEMI] [EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI] [FiL VAKASI EBABiL KUSLARI]

[TEBLIGIN BES DEVRESI] [PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU] [PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI]

 [MUHAMMED ( A.S) VAHY GELISI] [MIRAC] [MEKKE DÖNEMI] [HABESiSTAN HiCRETi]

 [HAZRET-I ÖMERIN MÜSLÜMAN OLUSU] [AKABE BEY'ATLARI] [HiCRET] [MEDiNE DÖNEMi]

 [iLK YAPILAN MESCiD]  [BEDiR GAZVESi]  [KAYNUKAOGULLARI VE MEDINEDEN SÜRÜLMELERI]

[UHUD SAVASI] [MEUNE KUYUSU OLAYI] [NADIROGULLARI ILE YAPILAN SAVASLAR]  [HENDEK SAVASI]

 [HUDEYBIYE BARISI] [HAYBER GAZVESI] [HAZRETI PEYGAMBERIN ELÇILERI]

[VEDA HUTBESI] [PEYGAMBER EFENDIMIZIN VEFATI]







SON PEYGAMBER





UHUD SAVAŞI



 Hicret'in üçüncü yılında Uhud dağı
civarında müşriklerle yapılan savaş.


Uhud savaşından önce Kureyş'in öfkesi
kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı. Bedir'de yakınlarını kaybeden Utbe
kızı Hind ".. Muhammed'le arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak,
Muhammed'le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin
intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!" diyordu. Ebu
Süfyan ve başkaları da buna benzer şekilde and vermişlerdi. Ebu Süfyan'ın
yürüttüğü kervanın malları Daru'n-nedve'de topluca durmaktaydı. Müşriklerin
ileri gelenleri, herkese katılma payını verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü
bir ordu hazırlanmasına karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureyş
büyüklerini öldürmüşlerdi, onların intikamını almak gerekliydi. Bedir'de
yakınları öldürtücüler karalar giyinmiş vaziyette kabileler arasında dolaşıyor,
şairler mersiyeler söyleyerek Araplar savaşâ teşvik ediyorlardı.


Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap
kabilelerinin de katılmasıyla 3000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar. Bu
kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 3000 deve vardı. Aralarında, başta Ebu
Süfyan'ın karısı Hind olduğu halde 14 tane de kadın vardı. Bedir'de babasını ve
öteki yakınlarından bazılarını kaybetmiş olan Hind'in kalbini iğrenç bir intikam
duygusu bürümüştü. Amcası Abbas (r.a) Hz. Muhammed (s.a.s)'i çok severdi. Bu
sebeple bir mektup yazarak Kureyş'in savaş hazırlıklarını yeğenine bildirdi.
Peygamberimiz (s.a.s) amcasından gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen
haberi gizli tutarak keşifçiler gönderdi. Keşifçilerin getirdiği haberler
mektupta amcasının bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düşman büyük bir ordu
hazırlamıştı ve Medine'ye doğru ilerliyordu.


Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) bir savaş
meclisi kurarak meseleyi ayrıntılı olarak ashabıyla görüştü. Resulullah (s.a.s)
düşmanı şehrin dışında karşılamayıp şehri içerden savunmak görüşündeydi. Fakat
özellikle Bedir savaşına katılan gaziler hakkında nazil olan övücü ayetlerin
etkisinde kalan gençler, düşmanın dışarıda karşılanmasından yana idiler.
Düşmanla bir meydan savaşı yapmak istiyorlardı:


Resulullah (s.a.s) ashabın isteklerini
kırmayarak düşmanı karşılamak üzere kılıcını kuşandı, zırhını giydi.
Münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül şehrin içinde kalınarak savunma
yapılmadığını bahane ederek 300 kişilik kuvvetini geri çekti. Gayesi savaşmak
değildi. Müslümanları düşman karşısında güçsüz bırakmak istiyordu. Böylece
Müslüman ordusunun mevcudu 1000'den 700'e düşmüş bulunuyordu.


İslâm Ordusunun Harp Alanına Hareketi


Düşman, Medine'nin yegane açık sahası olan
kısımdan içeriye sızarak karargâhını Uhud dağının Medine'ye bakan eteklerinde
kurmuştu. Resulullah (s.a.s) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı.
Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu.
Düşmanın düşüncesi Müslüman ordusunu mağlub ettikten sonra şehri yağmalamaktı.
Bunun için Medine'nin yakınında Uhud önleri savaş sahası seçilmişti.


Resulullah (s.a.s) Bedir'de olduğu gibi bu
savaşta da İslâm ordusunu savaş düzenine göre yerli yerine yerleştirdi, düşmanın
sızabileceği, kuşatma yapabileceği geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve
özellikle ordunun sol tarafındaki dağın vadisini beklemek üzere Abdullah b.
Cübeyr kumandası altında elli kişilik, okçu birliğini bıraktı ve "Düşman yense
de, yenilse de kesinlikle yerlerinizden ayrılmayınız. " diye tembihte bulundu.


11 Şevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü
savaş teke tek vuruşmalarla başladı; Hz. Ali, Hz. Hamza ve öteki İslâm
savaşçıları hasımlarını öldürdüler. Sonra savaş kızıştı. Resulullah (s.a.s)
almış olduğu askerî tedbirler ve uygulamış olduğu planlar sayesinde ilk safhada
Müslümanlar galip geldiler.



HZ. HAMZA'NIN ŞEHID EDILMESI



Resulullah (s.a.s)'in amcası Hz. Hamza
kükremiş bir arslan gibi düşmana kılıç sallayarak ilerliyor, hasımlarını kırıp
geçiriyordu. Diğer Müslümanlar da ellerinden gelen çâbayı gösteriyorlardı.
Düşmanlar da olanca gayretleriyle kılıca sarılmalarına rağmen bozguna uğramaktan
kendilerini kurtaramadılar. Tef çalarak askerlere moral veren düşman kadınları
bile korku içinde dağ yamacına tırmanmaya, kaçmaya başladı. Bununla beraber
henüz kesin netice alınmış değildi; düşmanın hızlı bir şekilde takibi ve
dönmeyeceği bir noktaya kadar kovalanması gerekiyordu. Halbuki bu inceliği ve
harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düşen ve dünyalığa meyleden
Müslümanlar kılıçlarını bırakıp ganimet toplamaya koyulmuşlardı. Ordunun
gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da kumandanlarının ısrarlarına rağmen
Resulullah (s.a.s)'in kesin emrini unutarak "Kardeşlerimiz üstün geldi, biz niye
bekleyelim" diyerek yerlerinden ayrıldılar, ganimet toplamaya giriştiler.


İşte bu sırada böyle bir anı gözetlemekte
olan 200 kişilik düşman süvari birliği komutanı Halid b. Velid az sayıdaki İslâm
okçusunun kaldığı geçidi rahatça ele geçirerek İslâm ordusunu arkasından vurmaya
başladı. Bunu gören müşrikler geri döndüler ve yeniden hızlı bir saldırıya
giriştiler. Böylece Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar, üstünlüğü
sağlamışken dünyalığa dalmaları ve Peygamber'in emrini çiğnemeleri yüzünden zor
durumlara düştüler. İşte bu safhada Hazma (r.a) Ebu Süfyan'ın karısı Hind'in
kölesi Vahşi tarafından mızrakla vurularak şehid edildi. Resulullah (s.a.s)'in
Hicretten evvel Medine'ye tayüz ettiği ilk öğretmen Mus'ab b. Umeyr (r.a) de bu
esnada şehid düşenler arasındaydı. Mus'ab (r.a) sima itibariyle Resulullah'a
benzediğinden şehit düştüğünde, onu şehit eden kimse Resulullah (s.a.s)'i
öldürdüğünü haykırıyordu. Bu durum Müslümanların daha da dağılmasına sebep oldu.
Ancak kısa zaman sonra Resulullah (s.a.s)'in sağ olduğu anlaşıldı. Uhud dağının
hemen eteklerinde bulunan Resulullah(s.a.s)'in çevresi büyük çarpışmalara sahne
oldu. Müslümanlar onun etrafında dönüyorlar gerektiğinde kollarını, bacaklarını
kalkan yerine kullanıyorlardı, Hz. Talha bu yolda kolunu kaybetmişti. Sa'd b.
Ebi Vakkas (r.a)'a ise Resulullah ok veriyor ve: "Anam babam fedâ ol sun, at yâ
Sa'd" diyor; oklarının isabet etmesi için Allah'a dua ediyordu. Müşrikler
Resulullah (s.a.s)'ı öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde
giderek çoğalmışlar ve çetin bir savunma hattı kurmuşlardı. Düşman bu hattı
yaramayacağını anlayınca geriye çekilmek durumunda kaldı ve böylece savaş üçüncü
safhada denk bir duruma geldi. Ebu Süfyan karşı dağa, Resulullah (s.a.s)'da
Uhud'a doğru tırmandı ve bugün hâlâ ziyaret edilen mağarada dinlendi. Resulullah
(s.a.s)'ın dişi kırılmış, yanağı yarılmıştı. Kızı Fatma onu tedavi etti. Ebu
Süfyan ile Hz. Ömer'in karşılıklı konuşması da bu esnada cereyan etmişti.


Kureyşli müşrikler bu savaşta o kadar
vahşiyane şeyler yapmışlardı ki, belki tarihte benzerine az rastlanırdı.
Müslümanlar bu savaşta 70 şehid vermişlerdi. Düşmanlar özellikle de müşrik
kadınlar şehid Müslümanların burunlarını ve kulaklarını kesiyorlardı. Ebu
Süfyan'ın karısı Hind ve öteki bazı müşrik kadınları Müslüman şehidlerin
organlarından yaptıkları gerdanlıkları boyunlarına takmışlardı. Ayrıca Hind, Hz.
Hamza'nın ciğerini çıkartarak ağzında çiğnemek iğrençliğini gösterebilmişti.


Uhud'tan ayrılan Ebu Süfyan bir süre sonra
geri dönerek Medine'ye saldırmak ve başladıkları işi tamamlamak isteğine
kapılmıştı. Esasen böyle bir durumu, Resulullah (s.a.s) tahmin etmiş, 70 şehid
ve yaralıya rağmen savaşın hemen ertesi Pazar günü düşmanı takibe karar
vermişti. Resulullah (s.a.s) 70 kişilik süvari birliği ile 8 km. Kadar
müşrikleri takibetti. Sonra konaklayarak üç gün bekledi. Geceleri ateş
yaktırarak düşmana savaştan yılmadıkları mesajını veriyordu. Müslüman olmadığı
halde Müslümanların dostlarından olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî,
Resulullah (s.a.s)'i gördükten sonra Ebu Süfyan'a giderek onun arkadaşlarıyla
birlikte savaş için geldiklerini söylemiş, Ebû Süfyan da yeni bir vuruşmayı göze
alamayarak Mekke'ye gitmiş ve Medine'ye saldırmaktan vazgeçmişti. Böylece
Müslümanlar, bu savaşta birinci safhada üstünlük sağlamışlar, gaflet ve
dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana uğratılarak
mağlubiyet acısı kendilerine tattırılmış, fakat üçüncü safhada durum
denkleşmişken Resulullah (s.a.s)'in cesaretle takibi neticesinde düşman
korkutulmuş ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmişti.



SAVAŞTAN BAZI İLGINÇ TABLOLAR



Enes b. Mâlik diyor ki: Amcam Enes b.
Nadr'ı Uhud meydanında öldürülmüş olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kılıç, süngü
ve ok yarası vardı. Müşrikler işkence yapmış olduklarından, kimse onu
tanıyamadı, yalnız kız kardeşi parmaklarından tanıdı. Biz şu ayetin amcam ve
benzeri hakkında inmiş olduğunu sanıyoruz: Müminlerden bir çok kimseler Allah'a
vermiş oldukları sözlerini yerine getirdiler" (el-Ahzâb, 33/23).


Hz. Hamza'nın kız kardeşi, Müslümanların
bozguna uğradığı haberini alınca Medine'den savaş alanına gelmişti. Bunu
farkeden Resulullah (s.a.s) Hz. Zübeyr'e, Hamza'nın cesedinin parçalanmış
vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmişti. Bunu hisseden Safiyye,
"Kardeşimin şehid olduğunu biliyorum. Allah yolunda böyle fedakarlıklar her
zaman gerekir" demiş ve parça parça edilmiş kardeşinin cesedini görünce de,
Hepimiz Allah'ın mülküyüz ve O'na döneceğiz"demek suretiyle büyük bir teslimiyet
örneği gösterebilmiştir.


Ensar'dan bir kadın da savaşta babasını,
kardeşini ve kocasını kaybetmişti., Bunları haber aldıkça hep Hz. Muhammed
(s.a.s)'in sağ olup olmadığını soruyordu. Onun sağ olduğunu öğrenince; "Sen sağ
olduktan sonra her felâket hiç gelir!" demişti.


İslâm şehidleri ikişer ikişer toprağa
verildiler. Tablo göz yaşartıcı idi.


Hz. Hamza (r.a) kaftanı ile toprağa
veriliyordu. Hz. Peygamber'in hicretten önce Medinelilere İslâmî öğretmesi için
tayin ettiği ilk öğretmen Mus'ab b. Umeyr (r.a) toprağa verilirken üzerindeki
elbise kısa gelmişti. Göğüs tarafına örtülünce alt kısmı, alt kısmına örtülünce
de göğüs kısmı açıkta kalıyordu. Resulullah (s.a.s) örtünün alt kısmına
örtülmesini üst kısmına da izhir denilen kokulu otlardan konulmasını emir
buyurmuştu.



RESULULLAH (S.A.S) UHUD ŞEHIDLERI HAKKINDA
ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:



"Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca
Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur.
Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler.
Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler.
Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu
halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de
cihatdan çekinmesinler demişlerdi" (Tecrîd,186 vd; İbn Sa'd, II; 148).


 





--Hazırlıyan www.ferhatturan.com /// Ferhat Turan--