Son Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)

Gönlümün Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı Sayfasına Hoş Geldiniz

Sayfamizda Hz. Muhammed (sav)'in Hayatı (Siyer) , Hz Peygamberimiz

Son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı

HZ Muhammed "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı, korkutucu olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Kur'an-ı Kerim : Sebe Suresi 28

  Hz.Muhammed (s.a.v)

Alttaki başlıkları seçerek ilgili bölümlere ulaşabilirsiniz.


[CAHILIYYE DÖNEMI] [EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI] [FiL VAKASI EBABiL KUSLARI]

[TEBLIGIN BES DEVRESI] [PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU] [PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI]

 [MUHAMMED ( A.S) VAHY GELISI] [MIRAC] [MEKKE DÖNEMI] [HABESiSTAN HiCRETi]

 [HAZRET-I ÖMERIN MÜSLÜMAN OLUSU] [AKABE BEY'ATLARI] [HiCRET] [MEDiNE DÖNEMi]

 [iLK YAPILAN MESCiD]  [BEDiR GAZVESi]  [KAYNUKAOGULLARI VE MEDINEDEN SÜRÜLMELERI]

[UHUD SAVASI] [MEUNE KUYUSU OLAYI] [NADIROGULLARI ILE YAPILAN SAVASLAR]  [HENDEK SAVASI]

 [HUDEYBIYE BARISI] [HAYBER GAZVESI] [HAZRETI PEYGAMBERIN ELÇILERI]

[VEDA HUTBESI] [PEYGAMBER EFENDIMIZIN VEFATI]







SON PEYGAMBER





KAYNUKAOĞULLARI VE MEDİNEDEN
SÜRÜLMELERİ


 Kaynukaoğullari Medine (Yesrib)de yaşamış bir
Yahudi kabilesidir. Yahudiler (Eskiden büyük Arap mabedinin yeri olan) Siondan
Hristiyanlar tarafından kovulduktan sonra, yeryüzünün çeşitli yerlerine az veya
çok büyük cemaatlar halinde dağılmışlardı. Ancak Arap yarımadasına ne zaman
geldikleri, cemaatlerinin burada ne zaman oluştuğu bilinmiyor. Ancak İslam'ın
yayılışından önce Arabistan'ın her tarafında Yahudiler vardı. Ferdî ve pek az
sayıda olduğu gibi sağlam cemaatler halinde, Eyle (Akabe Körfezi)'den Yemen'in
veya Uman'ın uçlarına kadar, Medine'den Bahreyn'e kadar; Meknâ'da Vadiül-Kura'da,
Teymâ'da, Fedek'te, Tâif'te kısacası bütün şehirlerde, aynı şekilde panayırlarda
ve kervanlarda onlara rastlanır (Muhammed Hamîdullah, İslâm Peygamberi Çev.
Salih Tuğ I, 393, 394).


Mekke'de hemen hemen hiç Yahudi yoktu.
Ancak onlar, bölgenin yıllık panayırlarında, özellikle Ukaz'da bulunurlardı.
Ukaz'da hem ticaret eşyası satarak, hem de kendilerini gizli şeyleri bilen veya
istikbâlden haber veren kâhin olarak tanıtmak suretiyle iyi para kazanmasını
bilirlerdi. Ehl-i Kitab olarak, câhil bedevîler üzerinde özel bir prestij icra
ediyorlardı (M. Hamidullah, a.g.e., I, 394).


Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettiği
zaman, halkın hemen hemen yarısı Yahudi idi. Ancak Yahudilerin bu bölgeye gelişi
hakkında açık bir bilgi yoktur. İslâmiyet ortaya çıktığı sırada, büyük çapta
Araplaşmış görünüyorlardı; Arapça konuşuyorlar, çocuklarına Arap isimleri
veriyorlar, kabileleri bile Arap isimleriyle çağrılıyordu (M. Hamîdullah, a.g.e.,
I, 405).


Komşuları müşrik Araplar gibi Yahudiler de
kabile halinde yaşıyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından oluşturulan Medine
İslâm devleti anayasasında dokuz Yahudi kabilesinde söz ediliyor (Salih Tuğ,
İslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, İstanbul 1969, s.31-40 vd.). Fakat
tarihçiler bunları üç grupta topluyor. Kaynuka oğulları işte bu üç kabileden
biridir. Diğerleri; Nadîr ve Kurayzaoğullarıdır (M. Hamîdullah, a.g.e., I, 405).


Kaynuka; kuyumcu anlamına gelmektedir.
Gerçekten de onlar İslâmiyet'in başlangıcında bu mesleği yapıyorlardı. Ayrıca
umûmî ticaretle de meşgul oluyorlardı. "Sûk beni Kaynuka=Benî Kaynuka
Çarşısı'nda hatıraları kalmıştır (M. Hamidullah, a.g.e. I, 405).


Rasûlullah (s.a.s), Medine'ye gelir gelmez
yaptığı en önemli işlerin başında bir anayasa hazırlamak gelir. Bu anayasada
Yahudilerle olan karşılıklı hak ve ödevler belirtilmiştir ki bunlardan biri,
hariçten gelecek saldırılara karşı bütün cemaatların Medine'yi savunmalarıdır
(Salih Tuğ, a.g.e., aynı yer).


Bundan sonra Peygamber (s.a.s), Yahudileri
İslâm'a davet etmiş, kendisini bir Allah elçisi, bir peygamber olarak Kur'an-ı
tebliğ etmiştir. Bazıları Müslüman olmuş bazıları çekinmiş, kimileri de
İslâmiyet'le alay etmişler, hatta Peygamber (s.a.s.)'e karşı harbedenlere aktif
bir şekilde yardım etmişlerdir.


Bedir savaşında Müslümanlarla Yahudiler
arasındaki münasebetler büsbütün bozuldu. Yahudiler hep birden peygambere karşı
düşmanca bir tavır takındılar. Böylece İslâm için büyük bir tehlike arzetmeye
başladılar.


Rasûlullah (s.a.s.), bir seferinde Kaynuka
oğulları yahudilerinin pazarına giderek onları toplamış ve şu şekilde
hitabetmiş:


"Ey Yahudi cemaati! Kureyşlilerin başına
gelen felâketin sizin başınıza da gelmemesi için Allah'tan korkunuz ve
İslâmiyeti kabul ediniz. Zira biliyorsunuz ki ben gönderilmiş bir peygamberim.
Siz bunu kitabınızda buluyorsunuz ve sizi davet etmiştir." Yahudiler ona şu
cevabı vermişler: "Ya Muhammed! Sen ancak kendi kavmini tanıdın; askerlik ve
savaş sanatını bilmeyen bir kavimle karşılaşman seni aldatmasın, tesâdüfen sen
onları bozguna uğrattın. Vallahi şayet biz seninle savaşırsak, yiğit olduğumuzu
anlarsın" (İbn İshak, Sîre, Neşr. M. Hamidullah, Konya 1401/1981, s.294; et-Taberi,
Tarîhür-Rusül vel-Mülûk, Neşr. Degoeje, III, 1360).


Bu konuşmalardan sonra, Müslümanlarla
Kaynuka oğulları arasındaki ilişkiler daha da bozuldu ve nihayet bir Yahudinin,
Müslüman bir kadına karşı çirkince davranışı, bardağı taşıran son damla oldu.
Kaynakların nakline göre olay şöyle cereyan etmiştir:


Bir Arap kadını bazı şeyler satmak üzere
Kaynuka oğulları pazarına giderek eşyasını satar sonra bir kuyumcu dükkanına
oturur. Orada bulunan Yahudiler, kadından yüzünü açmasını isterler. O buna
yanaşmayınca kuyumcu, kadının eteğini arkasından beline iliştirir, kadın ayağa
kalkınca avret mahalli görülür, onlar da buna gülüşürler. Kadın feryad etmeye
başlayınca Müslümanlardan biri kılıcını çekerek Yahudi kuyumcunun üzerine atılıp
onu öldürür. Yahudiler de toplanıp Müslümanı şehid ederler. Şehid edilen
müslümanın ailesi imdat ister. Bu durum Müslümanları çok öfkelendirir (İbn Hişam,
es-Sîretü'n-Nebeviyye, Nşr. M. es-Sekâ, İ. el-Ebyârî, A.Hafız Çelebi, Lübnan
1391/1971, III, 51).


Kaynuka oğulları, Peygamber (s.a.s)'le
savaştıkları zaman onların işlerini Abdullah b. Übeyy b. Selûl üstlenmiş ve
önlerine düşmüştü. Onların Abdullah ile anlaşmaları olduğu gibi Hazrec
oğullarından Ubâde İbn esSâmit ile de ittifakları vardı. Ubâde, onların Hz.
Peygamberle olan antlaşmalarını bozduklarını duyunca Peygamber (s.a.s)'e gelerek
O'nun huzurunda, Kaynuka oğulları ile olan ittifakını reddetti. Onlarla
ittifaktan Allah'a ve Resûlüne sığındı ve; "Ya Rasûlallah! Ben, Allah'ı,
Resûlünü ve mü'minleri dost biliyorum; bu kâfirlerle ittifak yapmaktan ve
onlarla dostluktan Allah'a ve Resûlüne sığınırım" dedi (İbn İshak, a.g.e., 295).


Mâide Sûresindeki kıssa, Ubâde ve Abdullah
b. Übeyy hakkında nazil oldu:


"Ey İman edenler! Yahudilerle Hristiyanları
dost edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları
dost edinirse o da onlardandır. Allah zalimleri doğru yola eriştirmez" (el-Mâide,
5/51; İbn İshak, a.g.e., 295).


Ubâde Kaynuka oğulları ile olan ittifakını,
muhtemelen bu âyetin nüzûlünden sonra bozmuştur.


Kaynuka oğulları; Rasûlüllah (s.a.s) ile
aralarındaki antlaşmayı bozan, Bedirle Uhud arasında O'nunla savaşan ilk
Yahudilerdi. Rasûlullah (s.a.s.), onları muhasara etti. Onbeş günlük bir
kuşatmadan sonra Rasûlüllah'ın hükmüne razı olarak savaşsız teslim oldular. Hz.
Peygamber, erkeklerin ellerinin bağlanmasını emretti. Fakat münafıkların başı
Abdullah b. Übeyy Hz. peygamber'e gelerek:


"Ey Muhammed! Müttefiklerime iyilik et"
dedi. Resûlullah ağırdan alınca İbn Selûl tekrar; "İyilik et" dedi. Resûlullah
(s.a.s) ondan yüz çevirdi. Bunun üzerine İbn Selûl, elini Hz. Peygamber'in
zırhının yakasından içeri soktu. Resûlullah kızarak: "Yazıklar olsun sana! Bırak
beni!" dedi. İbn Selûl: "Hayır vallahi dostlarıma iyilik etmedikçe seni
bırakmam. Onlar, beni altından ve mal-mülkten mahrum ettiler sen ise bir sabah
vakti onları biçiyorsun. Allah'a yemin ederim ki ben, bir takım musibetler
gelmesinden korkuyorum" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s): "Onlar senindir"
buyurdu ve "Çözünüz onları, Allah onlarla birlikte ona da lanet etsin" dedi.
Serbest bırakılınca sürgün edilmelerini emir buyurdu (İbn İshak, a.g.e. 295;
Taberî, a.g.e. III, 1360 vd.).


Allah, Resûlüne ve Müslümanlara onların
mallarını ganimet olarak ihsan etti. Onların arazileri yoktu, kuyumculukla
uğraşıyorlardı. Resûlullah (s.a.s), onların birçok silahlarını ve kuyumculuk
aletlerini aldı. Onları, tüm çoluk çocuklarıyla birlikte Medine'den çıkarmaya
Ubâde İbn es-Sâmit memur edilmişti. O da, onları Dibâb'a kadar götürdü (Taberî,
a.g.e., III, 1362).


Kaynuka Yahudileri, Ubâde İbn es-Sâmit'e,
"Ey Velid'in babası! Evs ve Hazrecle aramızda ittifak vardı. Biz senin
müttefikin idik, sen bize ne diye böyle yaptın?" dediler. Ubâde İbn es-Sâmit de
onlara: "Siz harb açtınız" dedi. Abdullah İbn Übeyy de; "Sen müttefiklerinden
uzaklaştın da bundan eline ne geçti?" dedi. Ubâde; "Hubâb'ın babası! Kalbler
değişti, İslâmiyet ahidleri yok etti" dedi.


Kaynuka oğulları Vâdiül-Kura'ya gelip bir
müddet kaldıktan sonra Azruat'a gidip orada yerleştiler (ibnü'l-Esir, el-Kâmil,
II, 66).


 





--Hazırlıyan www.ferhatturan.com /// Ferhat Turan--