Son Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)

Gönlümün Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı Sayfasına Hoş Geldiniz

Sayfamizda Hz. Muhammed (sav)'in Hayatı (Siyer) , Hz Peygamberimiz

Son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v) Hayatı

HZ Muhammed "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı, korkutucu olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Kur'an-ı Kerim : Sebe Suresi 28

  Hz.Muhammed (s.a.v)

Alttaki başlıkları seçerek ilgili bölümlere ulaşabilirsiniz.


[CAHILIYYE DÖNEMI] [EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI] [FiL VAKASI EBABiL KUSLARI]

[TEBLIGIN BES DEVRESI] [PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU] [PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI]

 [MUHAMMED ( A.S) VAHY GELISI] [MIRAC] [MEKKE DÖNEMI] [HABESiSTAN HiCRETi]

 [HAZRET-I ÖMERIN MÜSLÜMAN OLUSU] [AKABE BEY'ATLARI] [HiCRET] [MEDiNE DÖNEMi]

 [iLK YAPILAN MESCiD]  [BEDiR GAZVESi]  [KAYNUKAOGULLARI VE MEDINEDEN SÜRÜLMELERI]

[UHUD SAVASI] [MEUNE KUYUSU OLAYI] [NADIROGULLARI ILE YAPILAN SAVASLAR]  [HENDEK SAVASI]

 [HUDEYBIYE BARISI] [HAYBER GAZVESI] [HAZRETI PEYGAMBERIN ELÇILERI]

[VEDA HUTBESI] [PEYGAMBER EFENDIMIZIN VEFATI]







SON PEYGAMBER





BEDİR GAZVESİ



 İslâm devletinin Medine'de kurulmasından
sonra müslümanlarla müşrikler arasında meydana gelen ilk savaş. Bu savaşa,
yapıldığı kasabanın adıyla anılarak, Bedir Gazvesi denilmiştir.


Bedir kasabası Medine'nin 120 km. kadar
güneybatısında ve Kızıl Deniz sahiline 20 km. uzaklıktadır. Bedir, Mekke'den
gelip Medine'den geçerek Suriye'ye kadar uzanan yol üzerinde olup, Mekke-Medine
arasındaki konak yerlerinden biri idi. Bedir halkı kasabalarına uğrayan ticaret
kervanlarına verdikleri hizmetler karşılığında elde ettikleri kazançlarla
geçinirlerdi. Ayrıca her yıl Zilkade ayında burada kurulan bir panayır kasaba
halkına önemli gelir sağlardı. Bedir kasabasının İslâm savaş tarihinde önemli
bir mevkii vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) müşriklerle çarpışmak üzere buraya üç
defa gelmişti. Birincisine ilk Bedir Gazvesi adı verilir. Savaşa henüz izin
verilmediği dönemlerde Mekkeli müşrikler müslümanlara saldırılarına devam
ediyorlardı. Fakat hicretin altıncı ayından sonra cihat izni verilince artık
müslümanlar kendilerini ve İslâm devletini koruma imkânı bulmuşlardı. Bir ara
müşrikler o sırada henüz müslüman olmamış olan Kürz b. Câbir'in kumandası
altında bir askerî birlik gönderip Medine'nin çevresine saldırtmışlardı. Kürz ve
yanındaki müşrikler Medine'nin güneyinde Cemmâ denilen yere gelip müslümanların
sürülerine saldırmış ve yağmalamışlardı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.)
Medine'de Zeyd b. Hârise'yi devlet başkanlığına vekil tayin edip bir grup
müslümanla Sefevan vadisine kadar ilerledi. Kürz ve adamlarını takip eden Hz.
Peygamber, müşriklerin izlerine rastlamayıp Medine'ye geri döndü. Bu gazveye ilk
Bedir Gazvesi adı verilir. Peygamber, hicretin ikinci yılında Rabîü'l-evvel (623
Eylül) ay'ı başlarında bu sefere çıkmıştı.


Müslümanların her şeylerini Mekke'de
bırakıp Medine'ye hicret etmeleri müşriklerin İslâm'a ve müslümanlara olan
kinlerini dindirmemişti. Hatta müslümanların Medine'de devletlerini kurup
yerleşmeleri Mekkeliler'e çok ağır gelmişti. Müşrikler İslâm'ın bu başarısını
hazmedemeyip mutlaka durdurmak için yollar aramağa başladılar. Hicretten önce
Abdullah b. Übey b. Selül adındaki kabîle reisi Medine'de taç giyip kral olmak
üzere idi. Fakat akrabalarının ve destekçilerinin büyük bir kısmı müslüman olup
Hz. Peygamber (s.a.s.)'i şehirlerine davet edince, artık burada bir Arap devleti
değil İslâm devleti kurulmuştu. Bunu bir türlü içine sindiremeyen Abdullah b.
Übey, etrafındaki bazı adamlarıyla birlikte İslâm'a girdiklerini söylemişlerse
de asla içten iman etmemiş, münafıklıklarını sürdürmüşlerdi. Bunu fırsat bilen
Mekkeli müşrikler eski dostları olan İbn Übey'e bir mektup yazarak şöyle
demişlerdi: "Siz bizimkileri barındırdınız. Ya siz Muhammed'i öldürür veya
yurdunuzdan çıkarırsınız; yahut biz hepimiz toptan gelip üzerinize saldırır
erkeklerinizi öldürür kadınlarınızı esir alırız."


Hz. Peygamber ve arkadaşlarının Medine'ye
gelmeleriyle krallığı engellenen Abdullah b. Übey, etrafındaki münafıklarla
İslâm'ı içten yıkmağa çalışıyordu. Onun gayesi gayet açık idi. Krallık isteyen
bir adam İslâm devletinde ve Peygamber'in başkanlığında barınamazdı. Münafıklar,
dünya ve dünya çıkarlarının peşine takılmış müşriklerle işbirliği yaparak,
İslâm'ın Medine'deki hâkimiyet ve devletini yıkmağa çalışıyordu.


Müslümanlar, müşriklerle münafıkların
kurdukları bu işbirliğini haber aldılar. Mekkelilerin gönderdiği bu mektup
onların ve Medine'deki münafıkların gayelerini gayet açık bir şekilde ortaya
koyuyordu.


O bakımdan, müslümanlar çok dikkatli
idiler. Bu düşmanlardan gelebilecek saldırıya hazırdılar. Resulullah ilk tedbir
olarak, Medine-i Münevvere çevresine küçük müfrezeler gönderdi. Bu müfrezeler,
Kureyş'in ticaret kervanına engel oluyor ve Medine çevresindeki kabîlelerle
barış anlaşmaları yapıp, Medine-i Münevvere'nin güvenliğini sağlıyordu.


Hamza b. Abdülmuttalib, Ubeyde b. Hâris ve
Sa'ad İbn Ebi Vakkas (r. an.) gibi ileri gelen sahabiler, bu müfrezelerin
başında görev yapmışlardı. Bunlar kan dökmemeğe dikkat ediyorlardı. Yalnız
Abdullah b. Cahş (r.a.) müfrezesi Bedir'den önce düşmanla çarpışan ilk İslâm
seriyyesidir. Bu hadisenin savaşılması haram aylardan Recep ayının son gecesinde
olması, müşriklerin dedikodusuna sebep oldu. Bu olay üzerine, haram aylarda
savaşmak hakkında aâyetler nazil oldu. Bu ayetlerde, müslümanlara, cihat izninin
verileceğine dair müjdeler vardı. Ve hemen ardından da savaşa izin veren ayetler
geldi.


"Kendileriyle savaşılan (mü'min)lere izin
verildi. Çünkü onlara zulmedilmiştir. Ve Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeğe
kadirdir. " (el-Hacc, 22/39).


"Ey inananlar, korunma tedbirleri alın;
bölük bölük veya hep birlikte savaşa gidin." (en-Nisâ, 4/71).


"(Yeryüzünde) hiçbir kötülük kalmayıncaya
ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse
muhakkak Allah, ne yaptıklarını görmektedir. " (el-Enfâl, 8/39)


Bu ayetler, müslümanları, müşriklerden
yıllarca gördükleri işkencelere karşı intikam almaya teşvik ediyor; zalimlerden,
Allah'ın hâkimiyetini gasba yeltenmiş müstekbirlerden bu hâkimiyetin alınarak
Allah'a iade edilmesini ve hükmün Allah'a ait olduğunun onlara gösterilmesini
istiyordu. Bunun için de müslümanların gerekli tedbirler alarak ve korunarak
savaşmalarını istiyordu. Bu ayetlerdeki istek elbette Cenâb-ı Hakk'a aitti. Eğer
insanlara ve Resule ait olsaydı zaten onlar yıllarca önce savaşmak ve zulme
isyan etmek istemişlerdi. Ancak, zulme isyan Allah'ın ölçülerine ve rızasına
uygun yapılmalı ve bir zulüm kaldırılırken yerine başka bir zulüm ikame
edilmemeliydi. İşte Medine'deki İslâm toplumu bunu anlıyordu. Müslümanlar işte
bunun için müşriklerle savaşmayı göze almışlardı.


Mekkeli müşrikler defalarca müslümanları
tehdit edip, onlara Medine-i Münevvere yakınlarına kadar gönderdikleri çapulcu
birlikleri eliyle zararlar veriyorlardı. Son zamanlarda Ebû Süfyân'ın da
ortaklığıyla oluşturulan bir kervan Suriye'den mallar getirecek ve bununla
müslümanlara son ve kesin darbe indirilecekti. Bunu haber alan Resulullah
(s.a.s.), durumu ashabıyla istişare etti. Bu kervanın Mekke'ye ulaşmasına engel
olunması kararı alındı. Bu kararın uygulanması aşamasına gelindiğinde Ebu Süfyan
durumdan haberdar oldu ve Damdam b. Amr el-Gifârî'yi Mekke'ye göndererek
Kureyş'ten yardım istedi.


Ebu Cehil bu fırsatı kaçırmak
istemediğinden Kâbe'ye koştu. Müşrikleri müslümanlara karşı savaşa teşvik etti.
Tellâllar çıkararak Mekke sokaklarında bağırttı. Eli silâh tutan herkes bu
müşrik ve putperest orduya katıldı. Hatta Resulullah'ın müşrik olan amcası Ebu
Leheb, kendisi gidemeyecek kadar hasta olduğu için yerine ücretle bir kiralık
asker gönderdi.


Resulullah hicretin ikinci yılı Ramazan
ayının sekizinci günü Abdullah İbn Ümmü Mektum'u Medine'de kalan yaşlı ve
hastalara namaz kıldırmak üzere görevlendirdi. Yahudilerin karışıklık
çıkarmasından şüphelendikleri için Ebu Lübabe'yi de Medine'de yönetimin başında
vekil bıraktı.


Müslüman ordusunun sayısı üçyüzbeş kişi
idi. Bunların seksenüçü Muhacirlerden, altmışbiri Evs'den, geri kalanları da
Hazrec kabilesinden idiler. Muhacirlerden yalnızca Osman b. Affân (r.a.), hanımı
Resulullah'ın kızı Rukiye ağır hasta olduğu için Medine'de kalmıştı. Kendisi de
ayrıca rahatsızdı.


Müslümanların yalnız üç atları ve yetmiş
develeri vardı. Bineklerine sırayla binmek zorundaydılar. Zefiran denilen yere
geldiklerinde, Mekkeli müşriklerin büyük bir ordu ile üzerlerine gelmekte
olduklarını öğrendiler. Biraz duraklayıp tereddüt ettiler. Çünkü onların büyük
hazırlıklarla gelen Mekke ordusuna karşı koyacak kadar askerleri yoktu. Buna
hazırlıklı da değillerdi. Resulullah ashabıyla yeniden istişare etti. Kervanın
peşine mi düşülmeliydi; yoksa müşrik ordusuna karşı mı durulmalıydı. Allah
Resulu ve Muhâcirler ordunun karşısına çıkılması taraftarıydılar. Ensâr ise,
Akabe beyatında verdikleri sözle Medine' de Rasûlullah'ı koruyacaklardı. Şimdi
ise Medine dışında idiler. Rasûlullah (s.a.s.) onlara reylerini sordu. Ensardan
Sa'd b. Muaz şöyle dedi:


"Ya Resulullah, biz sana inandık. Allah
tarafından getirdiklerinin hak olduğunu tasdik ettik. Artık siz ne dilerseniz
emrediniz. Seni gönderen Allah hakkı için artık denize girersen, seninle beraber
biz de gireriz. Hiç birimiz geri kalmayız. Biz düşmana karşı durmaktan
çekinmeyiz. Muharebeden geri dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrılmayız.
Bizden memnun kalacağın işler nasip etmesini Allah' tan dilerim. Hemen Allah'ın
bereketini dileyerek istediğiniz tarafa yürüyünüz."


Resulullah (s.a.s.), ashabının bu birlik ve
beraberliğine çok sevindi. Allah'a hamd ile, müşriklerle karşılaşmak üzere Bedir
kuyuları mevkiine doğru yola koyuldu.


Ebu Süfyan, müslümanların Bedir'e gelmekte
olduğunu öğrenince kervanın yönünü değiştirdi. Deniz tarafından Mekke'ye
yollandı. Müslümanlar Bedir'e gelince, kervan çoktan uzaklaşmıştı.


İslâm ordusu, kumluk bir araziye konakladı.
Müşrikler ise Bedir kuyularını tutmuşlardı. Gece yağan yağmur, hem araziyi
pekiştirdi, hem de müslümanların su ihtiyacını giderdi. Bu Allah Teâlâ'nın
onlara bir yardımıydı.


Daha sonra, buraları çok iyi tanıyan Habbâb
b. Munzir'in teklifiyle ordunun karargâhı değiştirilip Bedir köyünün en
sonundaki kuyunun yararına geçildi. Resulullah (s.a.s.) elini kana bulamak
istemediğinden kendisine ordunun gerisinde bir çadır kuruldu. Çadırının
kapısında Sad b. Muaz nöbet tutuyordu.


Mekkeli müşrikler zırhlar içinde idi.
Sayıları bin kişiye yakındı. Bunun yüz kadarı süvari yedi yüzü develi ve geri
kalanı piyade idi. Bu sayı İslâm ordusunun üç katı idi.


Ordular ibret alınacak bir dağılım
sergiliyordu. Tarih hiç bir zaman bu derece anlamlı bir savaşa tanık olmamıştı.
Bir tarafta Müminlerin dostu Ebu Bekr (r.a.), diğer tarafta müşrik saflarında
yer alan oğlu Abdurrahman; bir tarafta müşrik ordusu komutanı, Utbe b. Rabia,
karşısında oğlu Huzeyfe bulunuyordu. Resulullah'ın amcası Abbas ile Hazreti
Zeyneb'in eşi ve Resulullah'ın damadı Ebu'l As, müşriklerin arasındaydı. Akîl
ise kardeşi Hz. Ali'ye karşı müşrik ordusunda yer almaktaydı.


Bu sırada Ebû Süfyan'ın kervanının Mekke'ye
ulaştığı haberi geldi. Ebu Süfyan müşriklere bir haber göndererek, "Siz
kervanınızı korumak için harekete geçtiniz. Artık savaşmadan geri dönünüz" dedi.
Ancak geri dönmek için arzulu olanlar olduysa da savaşma kararı alanlar
çoğunluktaydı. Ebû Cehil, "Müslümanları öldürmeye bile lüzum yoktur. Ellerini
bağlayıp onları tekrar Mekke'ye götüreceğiz ve böylece İslâm da bitecek"
diyordu.


Bu ordu, İslâm'ın tek ordusuydu. Eğer bu
ordu ezilecek ve silinecek olursa Allah'ın hükmünü hâkim kılacak bir başka
topluluk kalmayacaktı. Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'ın, vadettiğin yardımını
bugün lutfet. Ya Rab, bu bir avuç mücahid yok olursa, bir muvahhidler bu gün
telef olursa, yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak!" diye dua ve niyazlarına
devam etti. Bu sırada da şu mealdeki vahiy gelmişti:


"Bütün bu toplananlar (müşrikler) hezimete
uğrayacak ve arkalarına dönüp kaçacaklardır. " (el-Kalem, 68/45).


Resulullah (s.a.s.) kan dökülmesini
istemediğinden Ömer b. el-Hattab'ı elçi olarak müşriklere gönderdi. Onlar savaş
konusunda kararlı olduklarından Resulullah'ın bu şerefli elçisinin tekliflerini
dinlemediler. Kur'an bir başka ayetiyle müminleri desteklemekte ve Mekkeli
müşriklerin cezalandırılmasını talep etmektedir:


"Onlar, (insanları, Rasülü ve mü'minleri)
Mescid-i Haram'dan geri çevirdikleri ve onun velisi, bakıcısı ve koruyucusu
olmadıkları halde Allah onlara neden azap etmesin? Onun velileri sadece
muttakîlerdir. Fakat çokları bunu bilmez. " (el-Enfal, 8/34).


Bu harpten itibaren, Kur'an-ı Kerîm'de,
girişilen bütün savaşlarda müslümanların yanıbaşında çok sayıda meleğin savaşa
katıldığından bahsedilir. Ancak Bedir savaşı ötekilerden bir farklılık gösterir.


"O zaman sen müminlere.' Rabbinizin size
indirilmiş üç bin meleği ile yardım etmesi, size yetmez mi?' diyordun , "Evet,
sabreder, (Allah' dan) korkarsanız, onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler,
Rabbiniz, size nişanlı beş bin melek ile yardım eder", Allah, bunu size sırf
müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yaptı.


Yardım, daima galip ve hikmet sahibi Allah
katındadır. " (Âli İmrân, 3/124-126).


17 Ramazan (13 Mart 624) Cuma günü
sabahleyin her iki ordu Bedir kuyularına doğru ilerledi. Müslümanlar bu
kuyuların başına kâfirlerden önce ulaşmışlardı. Müşriklerin tarafındaki kuyular
tamamen kapatılıp tutulduysa da Hz. Peygamber (s.a.s.) düşmanın kendi
tarafındaki bir kuyudan su almalarına müsaade etmiştir. Cahiliye adetlerine göre
savaşı iyice kızıştırıp heyecan doğurmak için gruplar öne adam çıkararak
birbirlerine meydan okurlardı. Müşrikler tarafından Esved adındaki şahıs ortaya
çıkıp er istemiş, buna karşı Hz. Hamza çıkarak onu derhal öldürüvermişti. Bunun
üzerine Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabîa, kardeşi Şeybe ve oğlu Velid
ortaya atıldılar. Bunların karşısına Medineli gençlerden üç kişi çıkınca, kim
olduklarını sormuş ve onlara: "Siz bizim dengimiz ve muhatabımız değilsiniz,
bizim kavmimiz ve kabilemizden adamlar çıksın" demişlerdi.


Kureyş kâfirlerinin bu istekleri üzerine
Hz. Hamza, Hz. Ali ve Ubeyde b. Hâris çıktılar. Hz. Hamza ile Hz. Ali
hasımlarını derhal öldürdüler. Ubeyde ise hasmını yaralamış kendisi de
yaralanmıştı. Onun yardımına koşan Hz. Hamza ve Hz. Ali (r.a.) derhal Utbe'yi
öldürüp yaralı arkadaşlarını müslümanların karargâhına taşımışlardı. Bu
mubarezelerin sonunda taraflar birbirlerine saldırıya geçtiler. İkindiye doğru
müslümanlar tarihin kaydettiği büyük zaferlerden birini gerçekleştirmişlerdi.
Savaş sona ermişti. Müslümanların, İslâm'ın ve özellikle Hz. Peygamber'in en
büyük düşmanı Ebu Cehil başta olmak üzere müşriklerin ileri gelenlerinden çok
kimse hayatını kaybetmişti. Müşriklerden tam yetmiş kişi öldürülmüştü.
Müslümanlar ise on dört şehid vermişlerdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazlarını
kıldırdıktan sonra Allah yolunda canlarını veren bu ilk şehitleri toprağa verdi.
Müslümanlar Kureyş'in ölülerini de yerde bırakmayıp açtıkları bir çukura
gömdüler.


Mekkeli müşriklerden bir miktar esir
alındı. Ama henüz Cenâb-ı Allah esirler hakkında hükmünü bildirmemişti.
Peygamberimiz bu esirlerle ilgili olarak ashabıyla istişarede bulundu. Ashabtan
bazıları bunların derhal öldürülmesini teklif ederken, en yakın müslüman
akrabalarının bunu infaz etmelerini tavsiye etmişlerdi. Buna karşılık başta Hz.
Ebu Bekir olmak üzere bazı sahabeler de bu esirlerin fidye karşılığında serbest
bırakılmalarını teklif ettiler. Rasûlullah bu ikinci teklifi uygun buldu. Fidye
ödeyemeyenlerden okuma yazma bilenlerin müslümanların çocuklarından onar kişiye
okuma-yazma öğretmeleri istendi. Esirler müslümanlar arasında dağıtıldı.


Hz. Peygamber onlara iyi muamele edilmesini
istedi. Esirlerden elbisesiz kalmış olanlara giyecekler verildi. Bu esirler
müslümanlarla birlikte ve onlarla eşit şartlar altında yemeğe oturuyorlardı.
Esir alınanlardan sadece ikisi idama mahkûm edilmiştir. Çünkü bunlar Mekke'de
inananlara yapmış oldukları zulümden dolayı idamı haketmişlerdi. Rasûlullah'ın,
bu ilk askerî karşılaşmada gösterdiği bu insânî tutum ve davranış daha sonraki
olaylarda da değişmemiştir.


Mekke müşriklerinin ileri gelenleri ve
başkanları, Bedir'de öldürülmüştü. Ebû Süfyan ise büyük ticaret kervanının
başında olduğu halde kaçıp kurtulmuş ve bundan böyle Mekke' nin başkanı olmuştu.
Oğlu, kayınpederi ve kayınbiraderi Bedir savaşında öldürülen Ebu Süfyan,
bunların intikamını alıncaya kadar hanımına yaklaşmayacağına, saç ve sakalını
kestirmeyeceğine yemin etti. Bunun yanında karısı Hind de kendi akrabalarını
öldürenleri bulup onların ciğerlerini yiyeceğine and içmişti.


Bedir zaferi, siyasi-dini yapıdaki İslâm
devlet ve camiasının daha da sağlam temeller üzerine oturmasını sağladı. Hz.
Muhammed (s.a.s.) Bedir' de savaş başlayacağı sırada, secdeye kapanıp Allah'a
yönelerek O'na, yardımını esirgememesi için dua ettiğinde o günkü durumu en
güzel bir şekilde dile getiriyordu:


"Ey Allah'ım! Şayet şu küçücük ordu eriyip
giderse sana (yeryüzünde) artık ibadet edecek kimse kalmayacaktır... "





--Hazırlıyan www.ferhatturan.com /// Ferhat Turan--