Duanın Fazileti ve Hikmeti

2017-06-26, 23:26:46

Dua Etmek ve Duanın Fazileti ve Hikmeti Önemi Hakkında Ayeti Meali

Yüce Allah dua ile ilgili şöyle buyurmaktadır:

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşı­lık veririm…”.[44]

“Allah'tan lütfunu isteyin”.[45]

“Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver”.[46]

“…Ve ‘Rabbim, benim ilmimi artır’ de”.[47]

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul ede­yim”.[48]

Hz. Peygamber (s.a.v.) ise duayla ilgili şunları söyle­mektedir:

* Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle bu­yurdu: “Yüce Allah her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve der ki: “Bana dua eden yok mu? Duasını kabul edeyim; Benden bir şey isteyen yok mu? İste­ğini vereyim. Benden bağışlanma dileyen yok mu? Onu ba­ğışlayayım”.[49]

Hafız İbn Hacer bu hadisi açıklarken der ki: Bu hadis, dua ve istiğfar için gecenin son bölümünün daha faziletli olduğuna delalet etmektedir. “…ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenler”[50] ayeti de bunu kanıtlamakta; bu vakitte yapılan duanın kabul edileceğine işaret etmektedir.

Yine Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı gibiyim. O, bana dua ettikçe onunla beraberim…”.[51]

Başka bir hadiste “O, bana dua ettikçe” ifadesi, “O, beni zikrettikçe” şeklinde geçer.

* Ebû Zerr (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) Yüce Rabbinin şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"Ey kullarım! Ben kendi nefsime zulmü haram kıldım, onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zul­metmeyin.

Ey kullarım! Hidayet verdiklerim dışında hepiniz doğru yoldan sapmış kimselersiniz. Öyleyse benden hidayet isteyin, size hidayet edeyim!

Ey kullarım! Benim yedirdiklerim dışında hepiniz aç kim­selersiniz. Öyleyse benden yiyecek isteyin, sizi yedireyim!

Ey kullarım! Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplak kimselersiniz. Öyleyse benden giysi isteyin, sizleri giydireyim!

Ey kullarım! Sizler gece ve gündüz hata işliyorsunuz. Ben de bütün günahları affederim. Öyleyse benden bağış­lanma dileyin, sizleri bağışlayayım.

Ey kullarım! Siz bana zarar verme mevkiine ulaşamazsı­nız ki bana zarar veresiniz! Yine siz, bana fayda sağlama mertebesine ulaşamazsınız ki bana fayda sağlayasınız.

Ey kullarım! Şayet sizden öncekiler ve sonrakiler, insan­lar ve cinlerin hepsi, aranızdan en muttaki adamın kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümden hiçbir şey artırmazdı.

Ey kullarım! Şayet sizden öncekiler ve sonrakiler, insan­lar ve cinlerin hepsi, aranızdan en günahkar adamın kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümden hiçbir şey eksilt­mezdi.

Ey kullarım! Şayet sizden öncekiler ve sonrakiler, insan­lar ve cinlerin hepsi, düz bir arazide toplanıp benden talepte bulunsaydınız, ben de her insana istediğini verseydim, bu benim katımdakini, denize batırılan iğnenin ondan eksiltti­ğinden başkasını eksiltmezdi.

Ey kullarım! Bunlar sizin amelleriniz, onları sizin için sa­yıyorum. Sonra onların karşılığını size eksiksiz ödeyeceğim. Öyleyse sizden kim bir hayır bulursa, Yüce Allah'a ham­det­sin. Kim de bundan başkasını bulursa, kendisinden başkasını kınamasın”.[52]

Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yüce Allah, gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için gece elini açar. Gece günah işleyenin tevbe etmesi için de gündüz elini açar. Bu, güneş batıdan doğun­caya kadar devam eder”.[53]

* Numan b. Beşir (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Dua, o ibadettir” (Dua ibadetin kendisidir)[54] dedik­ten sonra şu ayeti okudu: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyük­lük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir”.[55]

Şevkanî bu hadisi açıklarken der ki: “Dua, o ibadettir” sözü, müsnedünileyhi (özneyi) tanımlama bakımından sınır­lama gerektirir. Bu durumda ifade “Dua, sadece ibadettir” anlamına gelir. Müsnedi tanımlama ve münfasıl zamir bakı­mından ise, duanın, ibadetin en üstün, en yüce ve en faziletli türü olduğunu belirtir. Nitekim ayet-i kerime de duanın iba­det olduğunu ve yüce Allah’ın, kullarına kendisine dua et­melerini emrettiğini şöyle ifade etmektedir: “Bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar …”.[56] Bu ayet, duanın ibadet olduğunu, yüce Allah’a dua etmeyi terk etmenin büyük­lenme olduğunu ifade etmektedir. Bu büyüklenmeden daha çirkin bir davranış yoktur. Kul, kendisini yaratan, rızıklandıran ve yoktan var eden Rabbine dua etmekten nasıl büyüklenir? O ki, bütün varlıkların yaratıcısı, rızık vereni, yaşatanı, diril­teni, mükafatlandıranı ve cezalandıranıdır. Kuşkusuz O’na karşı büyüklenme, bir delilik ve nimetlere nankörlüğün bir parçasıdır.[57]

* Ebû Cüreyy el-Hüceymî (r.a.) anlatıyor. İnsanların, gö­rüş sorduğu ve söylediği görüşü mutlaka uyguladıkları bir adam gördüm.

“Bu kimdir?” diye sordum.

“Allah’ın elçisidir” dediler.

Ben iki defa: “Aleyke’s-selam ya resulallah (Sana selam olsun ey Allah'ın Resulü!)” dedim.

Bunun üzerine Allah resulü (s.a.v.): “Aleyke’s-selam” deme; çünkü ‘aleyke’s-selam’ ölülerin selamıdır” buyurdu.

Ben: “Sen Allah’ın resulü müsün?” diye sordum.

O: “Evet, ben Allah’ın resulüyüm. O Allah, sana bir zarar dokunduğunda O’na dua edersen, o zararı giderir. Kıtlık bir yılda O’na dua ettiğinde, ekinini yeşertir. Issız bir yerde ya da çölde bulunurken bineğini kaybedince O’na dua ettiğinde, bineğini sana iade eder” buyurdu.[58]

* Selman (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle bu­yurdu: “Hiç şüphe yok ki, sizin Rabbiniz çok kerimdir. Kulu, elini semaya kaldırıp dua edince onları boş çevirmekten haya eder”.

Tirmizî’nin lafzı: “Onları umutsuz bir halde geri gönder­mekten haya eder” şeklindedir.[59]

* Yine Selman (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Duadan başka hiçbir şey kazayı (Allah’ın kul hakkında verdiği kararı) geri çevirmez; iyilikten başka hiçbir şey de ömrü artırmaz”.[60]

Şevkani bu hadisi açıklarken der ki:

“Duadan başka hiçbir şey kazayı geri çevirmez” ifade­sinde, Allah’ın, kul hakkında verdiği kararı dua ile geri çevir­diğine delalet eden bir anlam vardır. Nitekim bu konuda pek çok hadis rivayet edilmiştir. Ayrıca şu ayet bunu teyit et­mektedir: “Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır”.[61]

“İyilikten başka hiçbir şey de ömrü artırmaz” ifadesinde ise, genel olarak iyi ve güzel bilinen fiil ve davranışların ömrü artırdığına delalet eden bir anlam vardır. Nitekim sahih bir hadiste, sıla-yı rahimin ömrü artırdığı belirtilmiştir. Ömürdeki bu artıştan maksat, gerçek artıştır. Bununla, ömürde bere­ketin kastedildiği de söylenmiştir. Ancak ilk görüş daha doğ­rudur. Çünkü aşağıdaki ayetler buna delalet etmektedir:

“…Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azal­tılması da mutlaka bir kitaptadır”.[62]

“Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır…”.[63]

Sonuç olarak, dua da Allah’ın bir takdiridir. Allah kulu hakkında dua etmemesine bağlı sınırlı bir karar verebilir. Kul, dua ettiğinde bu kararı geri çevirir.[64]

* Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah katında duadan daha değerli başka bir şey yoktur”.[65]

Şevkanî bu hadisi açıklarken der ki: Hz. Peygamberin “Allah katında duadan daha değerli başka bir şey yoktur” sözü şöyle açıklanmıştır: “Bu hadis, Yüce Allah’ın kuvvet ve kudretine, dua edenin de acizlik ve güçsüzlüğüne delalet etmektedir”. Fakat bu hadis hakkında şöyle denmesi daha evladır: Daha önce geçtiği üzere, dua ibadetin kendisi ol­duğu için, Allah katında bu bakımdan daha değerlidir. Çünkü Allah bize, insanları ve cinleri sadece kendisine ibadet etmeleri için yarattığını şöyle haber vermektedir: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”.[66]

et-Tîybî de der ki: Bu hadisle Yüce Allah’ın “…Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanı­nızdır…”[67] ayeti arasında bir çelişki yoktur. Çünkü kendi alanında üstün olan her şey, değerli olarak nitelenir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bit­kiler) yetiştirdik”.[68] Ayette geçen ‘Behîc’ (gönül açan) söz­cüğü, kerîm (değerli ve üstün) anlamındadır.

* Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim Allah’tan istemezse, Allah ona gazap eder”.[69]

Başka bir rivayette Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur: “Kim Allah’a dua etmezse, Allah ona gazap eder”.

Şevkanî bu iki hadisi şöyle açıklar: Bu her iki hadis, ku­lun Rabbine dua etmesinin en önemli vaciplerden ve en bü­yük farzlardan olduğuna delalet etmektedir. Zira İslam bil­ginleri arasında, Allah’ın gazap ettiği bir şeyden sakınmanın vacip olduğu konusunda ihtilaf yoktur. Bunu Kur’an’ın emirleri de şöyle teyit etmektedir:

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılana­rak cehenneme gireceklerdir”.[70]

“Allah'tan lütfunu isteyin”.[71]

Daha önce de belirttiğimiz gibi, “…Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gire­ceklerdir”[72] ayeti, kulun Rabbine dua etmemesinin büyük­lenme olduğuna delalet etmektedir. Dolayısıyla dua etme­mekten sakınmak, kuşkusuz vaciptir. Nitekim şu ayetler bu hükmü teyit etmektedir:

“(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yer­yüzünün hakimleri kılan mı?”.[73]

Buradaki soru, Rabbine dua etmeyi terk edeni azarla­mak ve kınamak içindir.

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşı­lık veririm…”.[74]

Allah’ın, bu ayette kullarına yakın olduğunu belirtmesi ve ardından duayı kabul edeceğini vaat etmesi, tüm mazeretleri ortadan kaldırmakta ve bütün gerekçeleri yok etmektedir.[75]

Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle söylediğini işittim: Yüce Allah diyor ki: Ey ademoğlu! Sen bana dua ettiğin ve (affımı) ümit ettiğin sürece, ben de senden sadır olan her şeyi affeder ve hiçbir şeye aldırmam. Ey ademoğlu! Senin günahların gökteki bulutlar kadar olsa, sonra benden bağışlanma dilesen, Ben seni yine affeder ve hiçbir şeye aldırmam. Ey ademoğlu! Bana yeryüzü dolu­sunca hatayla gelsen, fakat bana hiç bir şirk koşmadan hu­zuruma gelmişsen, ben de sana yeryüzü dolusunca mağfi­retle gelirim”.[76]

* Ubâde b. Sâmit (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde hiçbir Müslüman yoktur ki, gü­nah veya akrabalık bağının kopmasını istemedikçe, Allah’a dua edip O’ndan bir istekte bulunsun da Allah onun isteğini vermesin ya da onun başından, benzer bir kötülüğü savma­sın”. Bunun üzerine orada bulunan bir adam: “Öyleyse Al­lah’tan çokça isteriz” deyince, Allah resulü (s.a.v.): “Allah daha çoktur” buyurdu.[77]

Ebû Hüreyre’nin rivayeti şöyledir: Allah ya onun isteğini bu dünyada verir ya onun için ahirete saklar ya da yaptığı dua miktarınca onun günahlarından bağışlar.[78]

Ebû Saîd el-Hudrî’nin rivayeti ise şöyledir: Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir Müslüman, günah veya akrabalık bağının kopmasını istemedikçe Allah’a dua ettiğinde, Allah ona şu üç şeyden birini mutlaka verir: Ya onun duasını kabul edip isteğini verir, ya ona ahirete saklar ya da onun başın­dan, benzer bir kötülüğü savar”.[79]

Şevkanî der ki: Bu hadisler, bir Müslüman’ın yaptığı du­anın asla ihmal edilmediğine ve karşılıksız kalmadığına de­lalet etmektedir. Dua ile istenen şey, ya bu dünyada kendi­sine verilir ya da Allah’ın bir fazlı ve keremi olarak ahirette ona verilir.[80]

* Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim, Allah’ın şiddet ve sıkıntı zamanlarında duasını kabul etmesini istiyorsa, refah ve bolluk zamanında çokça dua etsin”.[81]

Şevkanî der ki: “Refah ve bolluk zamanı”ndan maksat, sağlıklı, güvenli, korku ve endişelerin olmadığı, genişlik ve rahatlığın olduğu günlerdir.[82]

el-Halîmî de der ki: ‘Bollukta dua’dan maksat, hamd ve şükür duasıdır. Kişinin, sahip olduğu nimetleri Allah’ın ken­disine verdiğini itiraf etmesi, şükrünü eda etmesi, bu nimet­leri uygun yerlerde kullanmak için Allah’ın yardım, destek ve muvaffakiyetini istemesi, bu husustaki kusur ve günahlarının bağışlanmasını dilemesidir. Zira kul, ne kadar çabalarsa ça­balasın Allah’ın üzerindeki hakları ve nimetlerinin karşılığını tamamıyla ödeyemez. Bu dua ve bilinçten gafil olanın ahirette bir payı yoktur. Onun durumu, şu ayetlerde anlatı­lanların durumu gibidir:

“Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlâsla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları sâlimen karaya çıka­rınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar”.[83]

“İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince, önceden yalvarmış olduğunu unutur”.[84]

“İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur”.[85]

“İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider”.[86]


Kaynaklar: [44] el-Bakara, 2/186.

[45] en-Nisâ, 4/32.

[46] el-İsrâ, 17/80.

[47] Tâ-Hâ, 20/114.

[48] el-Mü'min, 40/60.

[49] Buhâri, 7494; Müslim, 758; Malik, Muvatta, 1/214; Ebû Dâvud, 4733; Tirmizî, 3493; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 479; İbn Mâce, 1366.

[50] Âl-i İmran, 3/17.

[51] Buhâri, 7405; Müslim, 2675; Tirmizî, 3598.

[52] Müslim, 2577; Tirmizî, 2497; İbn Mâce, 4257.

[53] Müslim, 2759; Nesâi, Sünenü’l-kübra, 11180.

[54] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 1479; Tirmizî, 3244, 3369; Nesâi, Sünenü’l-kübra, 11464; İbn Hibban, 890; Hakim, 1/491. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[55] el-Mü'min, 40/60.

[56] el-Mü'min, 40/60.

[57] Şevkani, Tühfetü’z-zakirin, s. 35.

[58] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 4084; Tirmizî, 2733; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 317, 318; Hakim, 4/186. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Tirmizî ise hadisin hasen sahih olduğunu söylemiştir.

[59] Bu hadis, hasendir. Ebû Dâvud, 1488; Tirmizî, 3551; İbn Mâce, 3865; İbn Hibban, Mevarid, 2399; Hakim, 1/497.

[60] Bu hadis, hasen li ğayrihidir. Tirmizî, 2140. Bu hadisin senedinde, Ebû Mev­dud el-Basrî bulunmaktadır. Bu ravinin gerçek adı Fidda’dır ve rivayetleri zayıftır. Ancak bu hadisi, Sevban’dan rivayet edilen başka bir rivayet desteklemektedir. Bkz. İbn Mâce, 90, 4022; İbn Hibban, 873; Hakim, 1/493.

[61] er-Ra'd, 13/39.

[62] el-Fatır, 35/11.

[63] el-En'âm, 6/2.

[64] Şevkanî, a.g.e., s. 36-37.

[65] Bu hadis, hasendir. Tirmizî, 3370; İbn Ebi Şeybe, 10/200; Hakim, 1/491.

[66] ez-Zâriyât, 51/56.

[67] el-Hucurât, 49/13.

[68] Kâf, 50/7.

[69] Bu hadis, hasendir. Tirmizî, 3370; İbn Ebi Şeybe, 10/200; Hakim, 1/491.

[70] el-Mü'min, 40/60.

[71] en-Nisâ, 4/32.

[72] el-Mü'min, 40/60.

[73] en-Neml, 27/62.

[74] el-Bakara, 2/186.

[75] Şevkanî, a.g.e., s. 38.

[76] Bu hadis, hasendir. Tirmizî, 3534; Dârimî, 2791.

[77] Bu hadis, sahihtir. Tirmizî, 3568. Tirmizî, ‘Bu hadis, hasen sahih ve bu yönüyle gariptir’ der.

[78] Bu hadis, sahihtir. Tirmizî, 3602; Hakim, 1/497. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[79] Bu hadis, hasendir. Ahmed, 3/18; Abd b. Humeyd, el-Müntahab, 937; Hakim, 1/493.

[80] Şevkanî, a.g.e., s. 41.

[81] Bu hadis, sahihtir. Tirmizî, 3382; Hakim, 1/544. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[82] Şevkanî, a.g.e., s. 41.

[83] el-Ankebût, 29/65.

[84] ez-Zümer, 39/8.

[85] Fussilet, 41/51.

[86] Yunus, 10/12.



Yazar :gonlumungulu




Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group