Sabah Akşam Okunacak Dualar

2017-06-20, 00:48:52

SABAH VE AKŞAM, UYKU VE UYANMA İLE
İLGİLİ DUA VE ZİKİRLER


SABAH VE AKŞAM OKUNACAK DUALAR

İbn Kayyım (r.h.) diyor ki: Sabah dua ve zikirlerinin vakti, sabah namazından güneşin doğuşuna kadar; akşam dua ve zikirlerinin vakti ise, ikindi namazından güneşin batışına ka­dardır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-ak­şam tesbih edin.”[185]

el-Cevherî der ki: Ayette geçen ‘sabah’tan maksat, sa­bah namazından güneşin doğuşuna kadar olan vakit; ‘ak­şam’dan maksat ise, ikindi namazından güneşin batışına kadar olan vakittir.

“Rabbini akşam, sabah, överek tesbih et.”[186]



“Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et.”[187]

Bu ayetler, hadislerde ‘Kim sabahladığında ve akşamla­dığında şöyle şöyle derse…” şeklinde geçen ifadelerin tefsi­ridir. Bu ifadelerden maksat, güneş doğmadan ve batmadan önceki vakittir. Dolayısıyla bu dua ve zikirlerin vakti, sabah ve ikindi namazlarından sonradır.[188]

* Şeddad b. Evs (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Seyyidü’l-istiğfar (istiğfarın efendisi) bir ku­lun şöyle demesidir: “Allah’ım! Benim Rabbim Sensin. Sen­den başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın ve ben, Senin kulu­num. Gücüm yettiğince Sana olan ahdime ve vaadime bağ­lıyım. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetlerini ve işlediğim günahları itiraf ediyorum. O halde beni bağışla; çünkü günahları senden başka bağışlayacak yoktur.”

Allah resulü (s.a.v.) dedi ki: Kim kesin inanarak bunu gündüz söyler ve akşama varmadan o gün ölürse, o kişi cennet ehlindendir. Kim de kesin inanarak bunu gece söyler ve sabaha varmadan o gece ölürse, o kişi cennet ehlinden­dir.[189]

Hafız İbn Hacer bu hadisi açıklarken şöyle der: “Sey­yi­dü’l-istiğfar (istiğfarın efendisi) ifadesi için et-Tîbî der ki: Bu dua, tevbenin bütün anlamlarını içerdiği için ona ‘Efendi’ adı ve­rilmiştir. Efendi, ihtiyaçları karşılamak için baş­vurulan ve her işte kendisine müracaat edilen kişi, lider, baş­kan demektir.

“Gücüm yettiğince Sana olan ahdime ve vaadime bağlı­yım” ifadesi için el-Hattabî der ki: Bu ifade ile, ‘İman ve ita­atte ihlas konusunda Sana verdiğim ahde ve vaade, elimden geldiğince bağlıyım’ anlamı kastedilmektedir. Ancak bu­nunla, ‘Ben, elimden geldiğince, bana emrettiklerini yap­maya ve onlara derin bir saygı ile bağlı kalmaya çalışıyor, sevap ve ecir konusundaki vaadini ümit ediyorum’ anlamı da kastedilebilir. İfadedeki ‘Gücüm yettiğince’ şartı, kişinin kendi kusur ve acizliğini, Allah’ın kendisine yüklediği görevi hakkıyla yerine getirmeye gücünün yetmeyeceğini itiraf et­mesi anlamındadır.

İbn Battal der ki: “Sana olan ahdime ve vaadime bağlı­yım” ifadesindeki ahit ile, Allah’ın ruhlar aleminde onlardan aldığı ahit kastedilmektedir. Allah, ruhlar aleminde onları or­taya çıkarıp ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyerek, on­ları kendi nefislerine şahit tutmuş; onlar da O’nun Rablığını kabul ederek birliğine boyun eğmişlerdir. İfadede geçen vaat ile de, Hz. Peygamberin sözünde geçen şu vaat kastedil­mek­tedir. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim Al­lah’a hiçbir şey ortak koşmadan ve O’nun kendisine emret­tiklerini yerine getirerek ölürse, Allah’ın o kişiyi cennete koy­ması üzerindeki bir haktır.”

(İbn Hacer) Derim ki: “O’nun kendisine emrettiklerini ye­rine getirerek” ifadesi, ziyadedir; bu makamda zikredilmesi şart değildir. Çünkü açıklama yapan (İbn Battal), hadiste geçen ahit ile, ruhlar aleminde alınan misakın kastedildiğini söylemektedir. Bu ise özellikle tevhid anlamına gelir. O halde hadiste geçen vaat, tevhid üzere ölenin cennete ko­nul­ması­dır.

“Gücüm yettiğince” ifadesi ile Hz. Peygamber (s.a.v.), ümmetine, hiç kimsenin Allah’ın bütün emirlerini eksiksiz ve tam olarak yerine getiremeyeceğini, mükemmel şekilde iba­det edemeyeceğini, nimetlere kusursuzca şükredemeyece­ğini, bu yüzden Allah’ın kullarına merhamet ederek onlara güçlerinin yetmediğini yüklemediğini bildirmektedir.

“Kim kesin inanarak söyler” ifadesi, ‘İhlasla ve kalpten gelerek, sevabını tasdik ederek söylerse’ anlamındadır.[190]

* Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Bir adam Hz. Peygambe­rin yanına gelerek: “Ey Allah’ın resulü! Dün beni sokan bir akrepten neler çektim!” deyince, Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Keşke akşamladığında, ‘Yarattığının şerrinden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım’ deseydin; o zaman sana zarar vermezdi.”[191]

Tirmizî’nin rivayeti şöyledir: “Kim akşamladığında üç defa, “Yarattığının şerrinden Allah’ın tam kelimelerine sığını­rım” derse, o gece humma[192] ona zarar vermez.”

Süheyl der ki: Ailemiz bu duayı öğrenince, onu her gece okumaya başladılar. Bir defasında onlardan bir cariye so­kuldu; ancak o, hiçbir acı görmedi.

El-Herevî ve başkaları, hadiste geçen ‘Tam kelimeleri’ ifadesini, Kur’an olarak açıklamışlardır.[193]

“Tam kelimeler” ifadesi, mükemmel; insanların sözlerin­deki eksiklik ve kusur gibi hiçbir eksiklik ve kusurun olmadığı kelimeler anlamındadır. Bu ifadeyi, ‘Kendisinden sığındığımız her şeye karşı yararlı, yeterli ve şifalı olan sözler’ şeklinde açıklayanlar da vardır.

* Yine Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim sabahladığında ve akşamladığında yüz defa “Sübhanallahi ve bi hamdihi” (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim) derse, kıyamet günü hiç kimse onun getirdi­ğinden daha üstün bir şey getiremez. Ancak onun gibi söyle­yen ya da ondan daha fazlasını söyleyen başka.”[194]

* Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) akşamladığında şöyle derdi: “Biz de akşamladık, mülk de Allah için akşamladı; Allah’a hamdolsun. Allah’tan başka ilah yoktur; O tektir ve ortağı yoktur”.

İbn Mes’ud der ki: Allah resulünün bu sözlerin içinde şöyle söylediğini de gördüm: “Mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, her şeye kadirdir. Rabbim! Senden, bu gecede ola­cak hayrı ve bundan sonra olacak hayrı istiyorum. Bu ge­cede olacak şerden ve bundan sonra olacak şerlerden sana sığınıyorum. Rabbim! Tembellikten ve yaşlılığın kötülüklerin­den sana sığınıyorum. Rabbim! Cehennem azabından ve kabir azabından sana sığınıyorum!”.

İbn Mes’ud şöyle der: Allah resulü (s.a.v.) sabahladı­ğında ise şöyle derdi: “Biz de sabahladık, mülk de Allah için sabahladı…”[195]

Müslim’deki rivayet şöyledir: “Allah’ım! Tembellikten, aşırı ihtiyarlıktan, yaşlılığın kötülüklerinden, dünya fitnesin­den ve kabir azabından sana sığınıyorum.”

İmam Nevevî, Kadı Iyad’ın hadiste geçen “Ve sui’l-kiber” (yaşlılığın kötülüklerinden) ifadesi hakkında şöyle dediğini söyler: ‘el-Kiber’ sözcüğü, bu şekilde ve ‘el-Kibr’ şeklinde okunmuştur. Sözcük, birinci şekilde yaşlılık, bunama ve el­den ayaktan düşme anlamına gelir. İkinci şekilde ise insan­lara karşı büyüklenme, kendini onlardan üstün görme anla­mına gelir. Kadı der ki: Birinci anlam, ikinci anlamdan daha yaygın ve açıktır. el-Herevî bu sözcüğü birinci anlamda, el-Hattabî ise her iki anlamda rivayet etmiştir. Fakat el-Hattabî, birinci anlamdaki okunuşun daha doğru olduğunu belirtmiş ve bunu Nesâi’nin “Kötü ömürden” rivayeti ile teyit etmiş­tir.[196]

Hz. Osman (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle bu­yurdu: “Bir kul, her günün sabahında ve her gecenin akşa­mında üç defa, “Allah’ın adıyla; O ki, gökte ve yerde hiçbir şey O’nun ismiyle birlikte zarar vermez” derse, ona bir şey zarar vermez.”[197]

Ebân b. Osman –hadisi babasından rivayet eden şahıs- felç hastalığına yakalanınca, bir adam ona bakmaya başladı. Bunun üzerine Ebân şöyle dedi: “Neden bakıyorsun? Hadis, sana rivayet ettiğim gibidir. Ama ben “O gün zarar vermez” demedim; çünkü Allah’ın takdir ettiği gerçekleşecektir.”

* Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) sabahladığı vakit şöyle derdi: “Allah’ım! Senin ile sabahladık, Senin ile akşamladık; Senin ile yaşar ve Senin adın ile ölürüz; dönüş yalnız Sanadır”. Akşamladığı vakit de şöyle derdi: “Allah’ım! Seninle akşamladık, Seninle sabahladık; Senin ile yaşar ve Senin adın ile ölürüz; varış yalnız Sanadır”.[198]

* Yine Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Hz. Ebubekir (r.a.) Hz. Peygambere (s.a.v.): “Ey Allah’ın resulü! Bana, sabahla­dığımda ve akşamladığımda söyleyeceğim bazı kelimeler öğret!” deyince, Allah resulü (s.a.v.) ona şöyle dedi: “De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, görünen ve görünme­yeni bilen, her şeyin Rabbi ve Maliki olan Allah’ım! Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve şirkinden Sana sığınırım”. Hz. Pey­gamber (s.a.v.) sonra şöyle buyurdu: “Bunu, sabahladığında, akşamladığında ve yatağına yattığında söyle!”.[199]

* Tirmizî, başka bir tarikle şu ziyadeyi de zikreder: “…Nefislerimize bir kötülük yapmaktan veya bir Müslüman’a zarar vermekten Sana sığınırız”.

Hadiste geçen ve “şirkinden” şeklinde mana verdiğimiz “Ve şirkihi” sözcüğü hakkında el-Hattabî der ki: Bu sözcüğün okunuşu iki şekilde rivayet edilmiştir. Birisi, “Ve şirkihi” şek­lindedir. Bu okunuşa göre sözcük, “Şeytanın kışkırtıp çağır­dığı Yüce Allah’a ortak koşma” anlamına gelir. Diğeri ise, “Ve şerekihi” şeklindedir. Bu okunuşa göre ise sözcük, “Şeyta­nın hile ve tuzakları, oyun ve düzenbazlıkları” anlamına ge­lir. Sözcüğün meşhur olan okunuş şekli, birincisidir.

* Muaz b. Abdullah b. Hubeyb, babasından (r.a.) riva­yetle anlatıyor. Yağmurlu ve şiddetli karanlık bir gecede dı­şarı çıktık. Allah resulü (s.a.v.) namaz kıldırmak için bizi iste­yince, yanına gittik. Bana: “Söyle!” dedi. Ben, hiçbir şey söylemedim. Sonra tekrar: “Söyle!” deyince, ben: “Ey Al­lah’ın resulü! Ne söyleyeyim?” dedim. Şöyle buyurdu: “Sa­bah­la­dığında ve akşamladığında üç defa el-İhlâs, el-Felak ve en-Nâs surelerini oku; seni her şeyden korur.”[200]

* Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim sabahladığında ve akşamladığında, “Allah’ım! Seni, arşını taşıyan melekleri, bütün meleklerini ve yaratıkla­rını şahit göstererek sabahlıyorum ki, Allah Sensin, Senden başka ilah yoktur ve Muhammed de Senin kulun ve resulün­dür” derse, Allah onun dörtte birini cehennemden azat eder. Kim onu iki defa derse, Allah onun yarısını cehennemden azat eder. Kim onu üç defa derse, Allah onun dörtte üçünü cehennemden azat eder. Kim de onu dört defa derse, Allah onu tamamen cehennemden azat eder.”[201]

Nesâi’nin rivayetinde “Senden başka ilah yoktur” cümle­sin­den sonra şu ziyade vardır: “Sen birsin, Senin ortağın yoktur”.

* İbn Ömer (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) sabahla­dığında ve akşamladığında şu duaları okumayı hiç terk et­mezdi: “Allah’ım! Senden, dünyada ve ahirette esenlik dile­rim. Allah’ım! Senden, dinim, dünyam, ailem ve malım hu­susunda af ve afiyet dilerim. Allah’ım! Ayıbımı –İbn Ebi Şeybe’nin rivayetinde, ayıplarımı- ört ve korkularımı güvene kavuştur. Allah’ım! Beni, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden koru; alt tarafımdan helak olmaktan Senin azametine sığınırım.”[202]

Vekî’ – İbnü’l-Cerrah- der ki: Alt tarafımdan helak olmak, yerin dibine geçirilmek demektir.

* Ebû Ayyaş (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim sabahladığında; “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir ve ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir, O her şeye kadirdir” derse, bu onun için Hz. İsmail’in bir çocuğunu azat etmek gibidir. Bununla; ona on iyilik yazılır, ondan on kötülük silinir, makamı on derece yükseltilir ve akşamlayıncaya kadar şeytana karşı ona bir koruma olur. Bunu akşamladığında söylese, sabahlayıncaya kadar bütün bunların aynısı olur.[203]

* Ebû Selâm anlatıyor. Ben, Humus Camiinde bulunur­ken, yanımdan bir adam geçti. Bana: “Bu Allah resulüne hizmet etti” dediler. Bunun üzerine hemen onun yanına gi­dip: “Bana, Allah resulünden (s.a.v.) işittiğin, seninle insanlar arasında dolaşmayan bir hadis söyle!” dedim. O da şöyle dedi: “Allah resulünün (s.a.v.) şöyle söylediğini işittim: Kim sabahladığında ve akşamladığında, “Rab olarak Allah’a, din olarak İslam’a, peygamber olarak Muhammed'e razı olduk” derse, o kişiyi razı etmek Allah’ın üzerinde bir haktır.”[204]

* Abdurrahman b. Ebubekir anlatıyor. Babama: “Baba­cığım! Senin her sabah: “Allah’ım! Bedenime afiyet ver, ku­lağıma afiyet ver, gözüme afiyet ver; Senden başka ilah yoktur” şeklinde dua ettiğini işitiyor; sabahladığında ve ak­şamladığında bunu üç defa tekrarladığını görüyorum” de­yince, şöyle dedi: “Allah resulünün bunlarla dua ettiğini işit­tim. Ben de onun yaptığını yapmayı (sünnetine uymayı) sevi­yorum”.[205]

* Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) kızı Hz. Fatıma’ya dedi ki: “Seni, sana vasiyet ettiğime uymaktan alıkoyan nedir? Sabahladığında ve akşamladığında şöyle söyle: Ey Hayy ve Kayyûm olan! Rahmetinle Senden yardım diliyorum. Benim bütün işlerimi düzelt ve beni, bir an bile nefsimle baş başa bırakma.”[206]

* Abdurrahman b. Ebzâ (r.a.) anlatıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) sabahladığında şöyle derdi: “İslam fıtratı, ihlas sözü, peygamberimiz Muhammed'in dini ve babamız İbrahim’in hanif olan milleti üzerine Müslüman olarak sabahladık; O, müşriklerden değildi.”[207]

* Ebû Mes’ud (r.a.) –gerçek adı Ukbe b. Amr’dır- anlatı­yor. Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir gecede el-Bakara suresinin son iki ayetini (Amene’r-resulü) okursa, bu iki ayet ona yeter.”[208]

Hadiste geçen “Bu iki ayet ona yeter” sözü, ‘Geceleyin kalkıp ibadet etmesine karşılık yeter’ demektir. Ancak bu ifade şu şekillerde de açıklanmıştır:

“Bu ayetler, onu her şeytandan korumaya yeter; bu yüz­den o gece şeytan ona yaklaşamaz”.

“Onu o geceki afetlerden korumak için yeter”.

“Ona, o geceki sevap ve ecir olarak yeter”.

Bu ifade, bütün bu anlamlara gelebilir. Bu yüzden doğ­rusunu Allah bilir.

* Ebü’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor. Allah resulü (s.a.v.) ya­nındakilere: “Sizden biri, bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan aciz midir?” diye sordu. Onlar da: “Birimiz, Kur’an’ın üçte birini nasıl okur?” deyince, Allah resulü (s.a.v.): “İhlas suresi Kur’an’ın üçte birine eşittir” buyurdu.[209]
Kaynaklar : [185] el-Ahzâb, 33/41-42.

[186] el-Mü'min, 40/55.

[187] Kâf, 50/40.

[188] İbn Kayyım, el-Vâbilü’s-Sayyib mine’l-kelimi’t-Tayyib, s. 127.

[189] Buhâri, 6306.

[190] Fethü’l-Bârî, 11/102-103.

[191] Müslim, 2709; Ebû Dâvud, 3799; Tirmizî, 3600.

[192] Humma, akrep vb. hayvanların sokmasıyla ortaya çıkan ateş, hararet; zehirin etkisi veya zehirin kendisi.

[193] Ebû Dâvud, Kur’an, 4737.

[194] Buhâri, 6405; Müslim, 6291; Ebû Dâvud, 5091; Tirmizî, 3462.

[195] Müslim, 2723; Ebû Dâvud, 5071; Tirmizî, 3387; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 23.

[196] Şerhü’n-Nevevi ala Sahih-i Müslim, 9/44.

[197] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 7088, 5089; Tirmizî, 3385; İbn Mâce, 3869; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 15; İbn Hibban, 852; Hakim, 1/514. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[198] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 5067; Tirmizî, 3389; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 8; İbn Hibban, 964.

[199] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 5067; Tirmizî, 3389; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 11; İbn Hibban, 962; Hakim, 1/513. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[200] Bu hadis, hasendir. Ebû Dâvud, 5091; Tirmizî, 3570; Nesâi, 8/250-251.

[201] Bu hadis, diğer şahitleriyle birlikte hasendir. Ebû Dâvud, 5078; Tirmizî, 3495; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 9; Ahmed, 2/354, 522.

[202] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 5074; İbn Mâce, 3871; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 566; İbn Mâce, 961; Hakim, 1/517. Hakim, bu hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

[203] Bu hadis, sahihtir. Ebû Dâvud, 5073; İbn Mâce, 3867; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle.

[204] Bu hadis, hasendir. Ebû Dâvud, 5072; Tirmizî, 3386; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 4; Hakim, 1/518.

[205] Bu hadis, hasendir. Ebû Dâvud, 5090; Nesâi, Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, 22.



Yazar :gonlumungulu




Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group