Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  islami Forum -> Hz. Peygamberin Savaşları -> Hayber'in Fethi (629)
 
Mesaj Yazar
Alıntıyla Cevap Gönder Tarih: 2012-02-16, 15:59:50

Mesaj konusu: Hayber'in Fethi (629) Hayber, Medîne-Şam yolu üzerinde, iç içe kalelerle çevrili, verimli arâzisi bulunan hurmalıklı, çok önemli bir yerdi.

Hayber Yahudilerin elindeydi. Medîne'den çıkarılan Yahudilerin bir kısmı da, buraya gelip
yerleşmişti. Burası, bütün Hicaz Yahudilerinin merkezi ve hisarlı bir kalesi durumundaydı. Bunlar
İslâm'a karşı Mekkelileri dâimâ kışkırtmışlar, Hendek savaşını da onlar tezgahlamışlardı. Ayrıca
kendilerine yapılmış olan anlaşma tekliflerini de reddetmişlerdi. Medîne'ye hücum etmek için plân
hazırlıyorlardı.

Rasûlullah Hudeybiye Anlaşması'ndan bir ay sonra, hicretin 7.yılında, düşman harekete geçmeden, hazırlık safhasında olan düşmanı yatağında bastırmak amacıyla, 1400 piyade, 200 süvâri olmak üzere 1600 kişilik bir ordu ile Medîne'den yola çıktı. Medîne-Hayber arasında 150 kilometrelik yolu, üç günde katettiler.

Hayber'in, gâyet saglam yedi kalesi vardı. Bunlar Ketîbe, Naim, Şık, Gâmus, Nazaret,
Sülâlim, Satîh adlarında idi.


Kalenin Kuşatılması

Yahudîler, Hz.Muhammed'in anlaşma tekliflerini reddederek savasmaya karar vermişlerdi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, kaleyi kuşatti. Bu kuşatma günlerce sürdü. Fetih kolay
olmadı. Yahudîler çok iyi hazırlanmışlardı. Silahları da boldu. Bu savaş, bir bakımdan şimdiye
kadar yapılanların belki de en şiddetlisi oluyordu. Kureyşliler de, Müslümanların kazanacaklarina
ihtimal vermeyip, bu savaşı büyük bir ilgi ile izliyorlardi. Yahudîler, bütün güçlerini ortaya
koyuyorlardı. Satih ve Sülâlim kalelerine kadınları, Naim kalesine zâhireleri yerleştirmişlerdi.

Kuşatma iki haftaya vardığı halde, bir sonuc alınamamıştı. Bu arada, Katafan Yahudîlerinin
de kaledekilere yardıma gelecekleri haberi gelmişti.

İlk hedef Naim kalesiydi. Buraya yöneltilen hücumu, Mahmud ibn-i Mesleme idâre ediyordu.
savaş uzuyor, çok çetin oluyor, bir türlü bitmiyordu. Hz. Muhammed, kaleyi feth için önce Ömer'i ,
ertesi gün de Ebû Bekir'i gönderdi. Fakat, başaramadılar. Daha sonra tekrar Ömer'i gönderdi, o
yine başaramadı. Yahudîler, görülmedik bir direniş gösteriyor, yaptıkları huruc hareketleri ile
onların kaleyi almalarını önlüyorlardı.

O gün de Ömer'in savaştan eli boş döndügünü gören Peygamber, büyük bir üzüntü duydu
ve Sahabelere hitaben, tarihte Ra'yet Hadisi diye ünlenen Meshur hadisi söyledi.

"Bu sancağımı, yarın kaleyi kahır ve kahramanlıkla alacak, öyle bir bahâdıra vereceğim ki

O, savaşta üstüste hucumlar yapar ve hicbir şekilde savaştan kacmaz. O, Allah'ı ve

Allah'ın Peygamberlerini sever, Allah da, Allah'ın Peygamberleri de O'nu severler"
buyurdu.


Sancağın Hz.Ali'ye Verilmesi

Sahabeler, Peygamber'in bu sozlerinden onun Hz. Ali'yi kastettiklerini anlamışlardı. fakat Hz. Ali orduda degildi. Gozleri agrıdıgından bu savaşa katılamamıstı. Ama Selman, Ammar-i Yaser, Ebazer gibi Ali'yi seven sahabeler, Peygamberin bu sozlerinden Ali'nin o gece gelecegini anlamış ve onu karşılamak icin yol uzerine cıkmıslardı. Erkenden Hz. Ali'nin geldigini gormeleri uzerine hemen Peygamber'e onun gelmekte oldugu mujdesi verildi.

O, elleriyle gözlerini mesh etti,
sığadı. Bir mûcize-i Peygamberî olarak o anda göz ağrısı gitti. Gözü açıldı. Kendisine büyük bir teveccüh ile sancağı verip feth için kaleye gönderdi.

Hz.Ali, sancağı kaparak kaleye doğru koştu. Karşısına çıkan Yahdîleri hakladı. Harp çok şiddetli oluyordu. Bir aralık Hz.Ali'nin kalkanı elinden fırlayıp düştü. O, göğüsleyip kopardığı kale kapısını bir elinde kalkan gibi kullanarak, çarpışmağa devam etti. Nihâyet kaledüştü. Hz.Ali, onu teslim aldı.

Hz.Ali'nin koparıp kalkan olarak kullandığı bu kale kapısını daha sonra on kişi uğraşmışlar, fakat yerinden kaldıramamışlardır.

Naim kalesi düştükten sonra, Hz. Ali kalelerin en kuvvetlisi olan Gamûs kalesine hücum etti.
Bu kalenin kumandanı olan, Arapların bin cengâvere bedel dedikleri, meşhur Yahudî kumandanı Merhab, silahlarını kuşanmış olduğu halde kendini metheden beyitler söyleyerek meydana atıldı.

Buna karşı Hz.Ali mübâreze meydanına kükremiş arslan gibi atıldı, ona şu mısralarla cevap
veriyordu:

"Enellezî semmetnî ümmî Haydara,

Keleysî gâbâtin kerîhil manzara,

Ekîlüküm bis'seyfi keyles'sendera,

Et'anü birrumhi bütune'l kefere"

(Anam bana Haydar ismini vermiştir,

Ben, ormanların korkunç manzaralı arslanı gibiyim,

Kılıncımla sizi sendere kilesiyle kileler gibi yerim,

Mızrağımı kafirlerin karınlarına pek yaman saplarım).

Hz.Ali, kılıncını onun tepesine indirerek Merhab'ı bir darbede yere serdi ve Hayber Fâtihi
ünvanını aldı.

Yahudî kaleleri art arda düşüyordu ki, Satih ve Sülâlim kalelerindekiler, çâresiz kalıp sulh
istediler. Neticede Müslümanlara geçen arâzide, yalnız çiftçi gibi oturmaları ve her sene
kaldırılacak mahsulün yarısını Müslümanlara vermeleri şartıyla mürâcaatları kabul edildi. Hayber'in
fethinden sonra, teslim olan Yahudîlerin bâzıları burayı terketti. Bâzıları da, yapılan sulh neticesi
orada kaldılar.

Alıntı.
_________________
İbâdet tahtımdır, hidâyet tâcım,
Başka hiçbir tâca, yok ihtiyacım,
Her an, her mekânda Sana muhtâcım,
Kapında secdesiz, bırakma YA RABBİ!
Eslem_Sare
Mesaj: 100+
Mesaj: 100+


 
 
 
Kayıt: Nov 12, 2011
Mesajlar: 212

Kullanıcının profilini görüntüle
 
 

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group