Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  islami Forum -> Her Telden -> ALLAH İçin Ağlamak ve Gözyaşı Dökmek..
 
Mesaj Yazar
Alıntıyla Cevap Gönder Tarih: 2011-01-24, 11:22:30

Mesaj konusu: ALLAH İçin Ağlamak ve Gözyaşı Dökmek.. ALLAH içi Ağlamak ve Gözyaşı Dökmek..

"Peygamberimiz(s.a.v.), Adem(a.s.), Nuh(a.s.), Davut(a.s.) Yahya(a.s) ve Sahabelerin Gözyaşları"

ALLAH’ı anarken, ALLAH korkusu ile gözünden yaş akana, kıyamette azap olmaz.
[Hakim]

ALLAH korkusu ile ağlayan göze, Cehennem ateşinin dokunması haramdır. [Nesai]

Kıyamette herkes ağlayıp gözyaşı dökecektir.
Ancak dünyada ALLAH korkusu ile,
bir damlacık gözyaşı dökenler ağlamayacaktır. [İsfehani]

ALLAH korkusu ile, gözünden yaş akan mümini,
Hak teala ateşten koruduğu gibi, ateşi de onun nurundan korur. [İbni Mace]

ALLAH için gözlerinden yaş akan müminin vücudunun,
Cehennem ateşinde yanması haramdır.

Bir damla gözyaşı ile yanağı ıslanan kimsenin yüzü,
hiçbir zaman darlığa düşmez.

Kıyamette her şey ölçülür, tartılır.
Bunlardan ALLAH korkusu ile akan gözyaşı,
ateş deryasını söndürecek güçtedir. [Beyheki]

Vücudu ALLAH korkusu ile ürperen kimsenin günahları,
ağaçtan yaprakların dökülmesi gibi dökülür. [Beyheki]

ALLAHü Teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki:
"Benden korkup ağlayarak yapılan ibadet,
diğer ibadetlerden üstündür."
[Taberani]

Cenab-ı Hak, yemin ile buyuruyor ki:
"Dünyada benden korkarak ağlayanı,
Cennette ebedi güldürürüm."
[Beyheki]

Sağılan süt, tekrar memeye girmediği gibi,
ALLAH korkusundan ağlayan da ateşe girmez.
[Tirmizi]

ALLAH’u Teâlâ’nın, himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette,
himayesine aldığı yedi kimseden biri de,
yalnız iken ALLAH’ı anıp gözünden yaş akan kimsedir.
[Buhari]

İbni Ömer hazretleri buyurdu ki:
(ALLAH korkusu ile bir damlagözyaşı akıtmak,
binlerce altın sadaka vermekten daha kıymetlidir.)
[İhya]

RABBİM herkese,
O'nun uğrunda ağlayan bir göz nasip eder inşaALLAH.

Seher vakti kalkmanin fazileti nedir? Seher vakti tam olarak ne zamandir?
Muddeti ne kadardir?
Tam vaktini hesaplamak icin belli bir matematiksel yontem var midir?

Seher vakti; ikinci fecrin dogumu oncesi vakittir. Yani takvimlerde imsak diye bildirilen saat gelmeden onceki vakit. Bu vakitte uyananlar, namaz ve duâ ile Allah'a siginanlar, tevbe ve istigfar ederek gozyasi dokenler Kur'ânda takdir edilmistir.

Cunku bu vakitte ihlâs daha fazla yasanir, riya daha az ibadetlerimizle ugrasir, Allah korkusu icimizde zirvededir, Allah'tan daha fazla umariz.

Bir âyette, Allah'in rizasi ve cennet nimetleri sabredenlerin, dogruluktan sasmayanlarin, huzurda boyun bukenlerin, hayra harcayanlarin ve seher vakitlerinde istigfar edip yalvaranlarindir. Buyuran Cenâb-i Hak bir diger âyette; Suphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdigi sevabi almis olarak cennet bahcelerinde ve pinar baslarinda bulunacaklardir. Cunku onlar bundan once iyilik yapiyorlardi. Onlar geceleyin pek az uyurlardi. Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bagislanma dilerlerdi buyurur.

Peygamber Efendimiz (asm), seher vaktinde bizi cok yakindan ilgilendiren bir yuksek takdiri soyle bildirmistir: Allah Tebâreke ve Teâlâ, her gece, gecenin son ucte biri kalinca dunya semasina iner ve soyle buyurur: Mulkun sahibi benim! Kim ki bana duâ ederse, ona cevap veririm. Kim ki benden isterse ona veririm. Kim ki bana istigfar ederse onu bagislarim. Tan yeri agarincaya kadar bu boylece devam eder.

Mumkun mertebe bu cagriya uymaya doyum olur mu?

Yatsi namazi acisindan vaktin sonuna yaklasilmis olan bu vakitte uyanmak ve bu vakitte teheccut namazi kilmak, ardindan da gecenin son namazi olarak vitir namazi kilmak sunnettir. Peygamber Efendimiz (asm) gecenin ucte ikisi gectiginde kalkar, teheccut namazi kilar ve ardindan son olarak vitir namazi kilarlardi.

Bediuzzaman Hazretlerinin musahedesiyle teheccud namazi, Allah'in izniyle, luzumlu bir isIk hukmunde, kabir gecesinde ve berzah karanliginda mu'minleri karanlikta birakmayacaktir.

Suna dikkat edelim: Bu vakitte namaz kilmak icin uyanmamiz sebebiyle sabah namazini riske etmeyelim. Eger sabah namazi riske girecekse, alisincaya kadar vitir namazini yatsi namazinin ardindan yatsi vaktinde yatmadan once kilmak da sunnete uygundur.

Sabah namazini hicbir sekilde riske etmemeliyiz. Isi geregi gece uyanmayan, fakat sabah namazini ihmal de etmeyenler, sabah namazini kilmak sûretiyle seher vakti feyzini insallah almis olurlar.

Gözyasi Rahmettir......


AĞLAMAK
ALLAH'A DUYULAN SAYGI VE ARZUDAN
DOLAYI AĞLAMANIN DEĞERİ

Âyetler

1. "(Kur'an okunduğu zaman) ağlayarak yüzüstü secdeye kapanırlar. Kur'an onların saygısını artırır."

İsrâ sûresi (17), 109

Huşû veya haşyet, insanın Rabbine karşı duyduğu saygıdır. Bu saygı, zaman zaman hareketlerle ortaya konur. Allah Teâlâ, İsrâ sûresi'nin son âyetlerinde, Kur'ân-ı Kerîm'in, sadece bir müjdeci ve uyarıcı olan Hz. Peygamber'e indirilmiş hak bir kitap olduğunu bildirmiş, sonra da ona inanıp inanmamanın insanlara kaldığını açıklamıştır. Ancak durumu kavrayacak kadar ilmi olan kimselerin Kur'an karşısında secdeye kapanarak onun ilâhîliğini ve hak olduğunu itiraf ettiklerini de hatırlatmıştır.

Bu âyette yürekleri Allah saygısı ile dopdolu olan kimselerin, okunan Kur'an karşısında büyük bir vecd içinde ağlayarak derhal secdelere kapandıkları bildirilmektedir. Ashâb-ı kirâm'ın bu durumu, daha önceden kendilerine geleceği haber verilen Hz. Peygamber'in gelmiş olmasından duydukları memnûniyetin ve Allah'a karşı olan şevk ve iştiyâklarının bir göstergesidir.

İnsan, saygısını, sevgisini ve hatta korkusunu en açık şekilde secdeye kapanmak suretiyle ve ağlayarak belirtir. Bir kısım insanların, okunan Kur'an âyetleri karşısında böyle davranmaları da onların bu konudaki seviyelerini göstermektedir.

İnsanın gönlünde olandan daha fazla huşû veya saygı gösterisinde bulunması, nifak olarak değerlendirilmiştir. İçteki korku ve ümit, haşyet ve ürperti, tabiî ve samimî olarak ağlama ve secdeye kapanma gibi bazı davranışlarla dışa vuruluyorsa, bu güzeldir, fazilettir. Zaten başka âyetlerde, namaz gibi içinde secde hali de bulunan ibadetlerin ancak gönül saygısı yerinde olanlar için kolay geldiği, Allah'tan korkmayan ve korkusuz ve kibirli davranan kimselere ise çok ağır geldiği ifade buyurulmuştur.

2. "(Şimdi) siz, bu Kur'an'a mı şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!"

Necm sûresi (53), 59-60

Bu iki âyetin üst kısmında, geçmişte yaşamış bazı ümmetlerin ve peygamberlerin hallerinden söz edilmektedir. Hz. Peygamber'in de geçmişteki o uyarıcılardan bir uyarıcı olduğuna dikkat çekilmekte ve kıyametin yaklaştığı bildirilmektedir. Sonra da siz bütün bunları getirmiş olan Kur'an'a mı şaşıyor, hayret ediyorsunuz? Ağlamıyor gülüyorsunuz? Hafife almaya kalkışıyorsunuz? sorusu yöneltilmektedir.

Bu iki âyetteki şaşırmak yalanlamayı, gülmek istihza ve alayı, ağlamamak da cüretkârlığı akla getirmektedir. Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak, bu üç davranışın temelinde yalanlama, istihzâ ve cüretkârlık yatmaktadır.

Mâzideki felâketlerden, gelecekteki dehşetli olaylardan haber veren Kur'ân-ı Kerîm'e şaşmak, bunlardan etkilenmeden neşe ve eğlencesine devam etmek, herhalde işi anlamamış olmak ya da anlamaz gözükmek demektir. Haber verilen olayların mâhiyetini birazcık idrâk edebilenlerin öyle serbestçe gülüp oyun eğlence ile vakit geçirmeleri düşünülemez. Allah'a karşı duyulacak derin bir haşyet bütün bunlara mânidir. Nitekim rivayetlere göre Hz. Peygamber, bu âyetlerin inmesinden sonra gülmeyip tebessümle yetinmiştir.

Unutulmamalıdır ki, korkusuzluk ve cüretkârlık anlamına gelen hareketler daima sakınılması gereken davranışlardır.

Allah saygısı (haşyet) biraz da göz yaşlarında ifadesini bulmaktadır. Gözü yaşarmayan insanın kalbinin yumuşaklığı ve güzel duygularla bezenmiş olduğu şüphelidir. Duygulu insan, kavrayışı yerinde olan adam, bu iç halini zaman zaman gözyaşları şeklinde dışa vurur.

Hadisler

447. Abdullah İbni Mes'ûd radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- "Bana Kur'an oku!" buyurdu. Ben:

- Ey Allah'ın Resûlü, Kur'an sana indirilmişken ben mi sana Kur'an okuyayım? dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- "Kur'an'ı başkasından dinlemekten pek hoşlanırım" buyurdu.

Bunun üzerine ben kendilerine Nisâ sûresini okumaya başladım." "Her ümmetten bir şâhit getirip seni de bütün bunlara şâhit tuttuğumuz zaman onların durumu nice olur?" anlamındaki âyete [Nisâ sûresi (4), 41] geldiğimde:

- "Şimdilik yeter!" buyurdu. Bir de baktım Resûlullah, iki gözü iki çeşme ağlıyordu.

Buhârî, Tefsîru sûre (4), 9, Fezâilü'l- Kur'ân 33, 34; Müslim, Müsâfirîn 247. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İlim 13; Tirmizî, Tefsir 5

Açıklamalar

Allah Teâlâ'ya karşı gönülden duyacağımız haşyet, saygı ve iştiyak, ilâhî, beyan ve hikmetleri düşünmekle mümkün olur. Bu da çoğunlukla Kur'ân-ı Kerîm'i anlamaya çalışarak, mânalarını düşüne düşüne okumak veya dinlemekle gelişir.

Hiç şüphesiz sevgili Peygamberimiz'in haşyeti de iştiyâkı da herkesten ileri ve üstündü. Onun böyle olduğu bu hadîs-i şerîfle bir kere daha ortaya konulmuştur. Çok tatlı Kur'an okuyan Hz. Peygamber, Abdullah İbni Mes'ûd'dan kendisine Kur'an okumasını istiyor. Gerekçesini de "Ben Kur'an'ı başkasından dinlemekten pek hoşlanırım" diye ifade ediyor. Onun bu davranışı, bir taraftan İbni Mes'ûd'u takdir ve teşvik anlamına gelirken bir yandan da dinlemenin, tefekkür için daha uygun olduğunu göstermektedir. 1010 numara ile ileride tekrarlanacak olan hadisin burada zikredilmesinin sebebi, Hz. Peygamber'in Kur'an dinlerken gözyaşı döküp ağladığı gerçeğidir. Hz. Peygamber dehşetli kıyamet sahneleri ve insanların karşılaşacakları zor durumlar karşısında herkesten çok daha duyarlı, duygulu ve hatta kaygılı idi. Bunun için de gözyaşlarını tutamazdı. Zira uhrevî maksatlarla ağlamak, iç olgunluğunun, tefekkür yoğunluğunun işaretidir.

Hz. Peygamber'in diğer ümmet ve peygamberlere şâhit tutulması, âlimlerimiz tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. İşin keyfiyeti tartışılmış ama prensibi asla tartışma konusu yapılmamıştır. Hz. Peygamber'in, bütün ümmetlerin halinden haberdâr edileceği anlaşılmaktadır. Çünkü şâhitlik bunu gerektirir. O halde Allah Teâlâ, Peygamberini dilediği şekil ve vasıtalarla bu konularda bilgilendirecektir. Bu, Peygamber Efendimiz'in, diğer peygamberlerden farklı olduğu noktalardan birini meydana getirmektedir.

Bütün bunlara rağmen o ağlıyorsa, müslümanların Allah korkusuyla ve rahmet ümidiyle sürekli düşünceli, kaygılı ve saygılı davranmaları elbette uygun ve isabetli olur. Sevgili Peygamberimiz, diğer konularda olduğu gibi, Allah korkusu ile ağlamakta da bizim için en güzel örnektir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Kur'an okunurken can kulağı ile dinlemek ve âyetlerin anlamlarını düşünerek ağlamak güzel bir davranıştır.

2. Dinlemek, bizzat okumaktan daha fazla düşünmeye imkân sağlar.

3. Üstün niteliklere sahip olanlar, çevresindekileri hayırlı işlere teşvik etmeli ve onlara gönül alıcı şekilde davranmalıdır.

4. Hoca ve üstadların, öğrencilerini başarılı oldukları konularda öne çıkarmaları, güzel bir davranış olup iyilerin ve başarının takdiri anlamına gelir.

448. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir benzerini daha önce asla duymadığım pek etkili bir hitâbede bulundu ve şöyle buyurdu:

"Eğer siz, benim bildiklerimi bilseydiniz, mutlaka az güler, çok ağlardınız."

Enes, bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbı, yüzlerini kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladılar, demiştir.

Buhârî, Küsûf 2, Tefsîru sûre (5), 12, Nikâh 107, Rikak 27, Eymân 3; Müslim, Salât 112, Küsûf 1, Fezâil 134. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 9; Nesâî, Sehv 103, Küsûf 11. 23; İbni Mâce, Zühd 19

Açıklamalar

Hadis kitaplarımızın değişik bölümlerinde değerlendirilmiş olan ve bu kitapta da 402 numarada bir kere daha geçmiş bulunan hadîs-i şerîf, öncelikle, Hz. Peygamber'in, çok üstün yeteneklerle donatılmış bulunduğunu, bu sebeple de diğer insanlardan farklı olarak birçok konuda bilgi sahibi olduğunu göstermektedir. Nitekim Müslim'deki rivâyette, Hz. Peygamber, namazda önünü gördüğü gibi arkasını da gördüğünü açıklamış, sonra da "Siz benim gördüklerimi görseydiniz, gerçekten az güler çok ağlardınız" buyurmuştur. Ne gördüğü sorulunca da "Cennet ve cehennemi gördüm" buyurmuştur. Tirmizî ve İbn Mâce'nin rivâyetlerinde de "Ben sizin görmediklerinizi görür, duymadıklarınızı duyarım" buyurmuş, "Semâda dört parmaklık bir yer bile yoktur ki orada Allah'a secde eden bir melek bulunmasın" demiş ve yemin ederek "Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız" diye çevresindekileri uyarmıştır. Kaygılı, korkulu ve saygılı olmanın, gözyaşı dökebilecek derecede sorumluluk hissetmenin lâzım geldiği ortadadır. Nitekim Allah Teâlâ da Tevbe sûresi'nin 41. âyetinde "Az gülsün çok ağlasınlar!" buyurmaktadır.

Eşyâ ve olayları gerçek yüzleriyle görmek, elbette insanı daha temkinli ve akıllı davranmaya götürecektir. Rastgele davranışlar, biraz da cehâletin ürünüdür. "Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü çok anın" tavsiyesi, herhalde daha bilinçli ve akıllı davranmanın yollarından biridir.

Bir âhiret yolcusu olduğunda kuşku bulunmayan insan, durumunu düşündükçe ve gerçeği öğrendikçe, çıktığı bu uzun ve tehlikeli yolculukta kendisini sıkıntıya sokmayacak, aksine yardımcı olacak birtakım hazırlıklar yapma ihtiyacını hissedecektir. Peygamber Efendimiz, işin bu tarafını ısrarla hatırlatarak, müslümanların duygulu ve sorumlu bir hayat yaşamalarını, gereksiz taşkınlıklar yapmamalarını bir tehdit üslûbuyla dile getirmiştir. Durumu kavrayan ashâb-ı kirâm, yüzlerini kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaktan kendilerini alamamışlardır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Hz. Peygamber, müslümanların sahip olmadığı pek farklı bilgilere ve özelliklere sahiptir.

2. Az gülüp çok ağlamak, bilinç ve bilgi yoğunluğundan ileri gelir.

3. Allah korkusundan ağlamak, Hz. Peygamber'in tavsiye ettiği bir fazilettir.

449. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah korkusuyla gözyaşı döken kişi, sağılmış süt memeye dönmedikce cehenneme girmez. Cihad tozu ile cehennem dumanı asla bir araya gelmez."

Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd 8; Zühd 9. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 8; İbni Mâce, Cihâd 9

Açıklamalar

1307 numarada tekrar gelecek olan hadisimiz, Allah korkusundan dolayı gözyaşı dökmenin, kula sağladığı mutlu sonucu çok açık şekilde ve pek çarpıcı bir misalle ortaya koymaktadır. Zira herhangi bir hayvanın memesinden sağılmış olan sütün, tekrar o memeye girmesinin mümkün olmadığı herkesce bilinen bir gerçektir. Efendimiz de Allah için göz yaşı döken kimsenin cehenneme girmesini, böylesine mümkün olmayan bir olaya bağlı kılmaktadır. Bu tür ifadelere, olmayacak olana havâle etmek (muhâle ta'lik) denilir. Kur'an-ı Kerîm'de bunun örneği bulunmaktadır. Yüce Rabbimiz, âyetlerini yalanlayıp onlara karşı kibirlenenlere gök kapılarının açılmayacağını ve onların, halat iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerini bildirmektedir [bk. A'râf sûresi (7), 40].

Herhangi bir amel sahibinin cehenneme girme ihtimalinin, sütün çıktığı memeye geri dönmesi ile ölçülmesi hiç şüphesiz o ameli işleyenlere tam bir güven verir. O konuda en büyük teşviki oluşturur. Peygamber Efendimiz işte böylesi bir ameli, Allah korkusuyla gözyaşı dökmek olarak tesbit ve ilân etmiştir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz buna bağlı olarak, Allah yolunda cihad edenlerin çıkardığı toz ile cehennem dumanının bir araya gelmeyeceğini de müjdelemiştir. Hadisimizin Nesâî'deki rivâyetlerinde cihad tozu ile cehennem dumanının, bir müslümanın "burun deliklerinde", "karın boşluğunda" veya "yüzünde" asla bir araya gelmeyeceği ifade buyurulmaktadır. Bütün bunlardan maksat, Allah yolunda savaşa iştirak edenlerin cehenneme girmeyeceklerini kesin bir şekilde açıklamaktır. Dolayısıyla Allah yolunda cihad eden ile Allah korkusundan gözyaşı döken kimselerin müşterek özelliği "cehennemden uzak olmaktır."

Özellikle Nesâî'deki rivâyetlerin devamında aşırı cimrilik ile imanın bir kişinin kalbinde birleşemeyeceğine de dikkat çekilmektedir. Nitekim Allah Teâlâ, "Kim nefsinin cimriliğinden korunmuş ise, işte o tür insanlar kurtulmuşlardır" [Haşr sûresi( 59), 9 ] buyurmaktadır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Allah korkusundan dolayı ağlamak, cehennemden uzak kalmayı sağlar.

2. Allah korkusuyla ağlamak, Allah yolunda cihad etmek gibi yüksek değerde bir ameldir.

3. Cihad tozu ve cehennem dumanı bir müslümanın şahsında asla bir araya gelmez.


450. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi sınıf insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Âdil devlet başkanı,

Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman,

Birbirlerini Allah için sevip birliktelikleri ve ayrılıkları Allah için olan iki insan,

Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."

Buhârî, Ezân 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2

Açıklamalar

377 numarada geçmiş ve 660 numarada tekrar gelecek olan hadîs-i şerîf, en son fıkrası dolayısıyla burada zikredilmiştir. Hadîs-i şerîfteki bazı ifadelerin açıklaması ve yedi güzel adamın kısa tanıtımları 377 numaralı hadiste yapılmıştı. Âdil devlet başkanı hakkında doyurucu bilgi ise 660. hadiste verilecektir.

Kabul etmek gerekir ki, insanlardan ve gözlerden uzak yerlerde, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah'ı anarak göz yaşı döken kimse, bir çok insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini ve olgunluğu yakalamış demektir. Onun bu samimi kulluğunun karşılığı ise, mahşerde ilâhî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesidir.

Allah için ağlamanın değeri böylece gözler önüne serilmiş olmaktadır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Allah Teâlâ, kullarının sadece kendi rızâsına yönelik amellerinden hoşnut olur ve onları kimseden yardım görme imkânının bulunmadığı yerde himâyesine alır.

2. Allah korkusuyla gözyaşı dökmek âhirette Allah Teâlâ'nın arşının gölgesinde barınma mutluluğuna kavuşma yollarından biridir.

451. Abdullah İbni Şıhhîr radıyallahu anh şöyle demiştir:

Bir keresinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gitmiştim. Namaz kılıyor ve ağlamaktan dolayı göğsünden kaynayan kazan sesi gibi sesler geliyordu.

Ebû Dâvûd, Salât 158. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 18

Açıklamalar

Hadîs-i şerîf, sevgili Peygamberimiz'in namaz kılarken büyük bir huşû ve tevâzu içinde âdeta inlercesine ağladığını bize haber vermektedir. Allah korkusunun ve Allah'a kavuşma arzusunun her halimizde olduğu gibi namaz esnasında da tam anlamıyla bizi kuşatması lâzım geldiği anlaşılmaktadır.

İslâm bilginleri, bu hadisi esas alarak namazda ağlamanın câiz olduğu görüşüne sahip olmuşlardır. Nitekim Hz. Ali, Hz. Peygamber'i Bedir Gazvesi'nden önceki bir gece bir ağaç altında ağlayarak namaz kılarken gördüğünü ve onun bu halinin sabaha kadar devam ettiğini haber vermiştir.

Hanefi mezhebi âlimlerine göre, Allah korkusu, cennet ya da cehennemi hatırlama gibi uhrevî bir sebeple ağlamak namazı bozmaz. Çünkü bu hâl, o kimsenin Allah'a olan derin saygısını gösterir. Namazda aranan şey huşû olup bu tarz ağlamalar, dua ve tesbih yerine geçer. Eğer ağlamanın sebebi dünyevî bir sıkıntı ise o zaman namaz bozulur. Yine Hanefilere göre namazda ah-vah etmek inlemek de ağlamak gibidir. Ancak Ebû Yûsuf, ağlama inleme esnasında iki veya daha fazla harf çıkmaması gerektiği görüşündedir. Aksi halde namazın bozulacağını söyler.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Hz. Peygamber huşû içinde ibadet ederdi. Hüznü ve ağlaması namazda da devam ederdi.

2. Uhrevî sebeplerle ve harf çıkarmamak şartıyla ağlamak namazı bozmaz.

452. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Übey İbni Kâ'b radıyallahu anh'e hitaben şöyle buyurmuştur:

- "Allah Teâlâ, lem yekünillezine keferû suresini sana okumamı bana emretti."

Übey İbni Kâ'b:

- Allah benim ismimi andı mı? dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;

- "Evet," buyurdu.

Übey İbni Kâ'b duygulanarak ağladı.

Buhârî, Menâkıbu'l-ensâr16, Tefsîru sûre (98), 1,3; Müslim, Müsâfirîn 246

Müslim'in bir başka rivâyetinde (Müsâfirîn 245) "Übey ağlamaya başladı" ifadesi yer almaktadır.

Açıklamalar

Hz. Peygamber ashâbına Kur'ân-ı Kerîm'i dört kişiden öğrenmelerini tavsiye etmişti. Bu dört sahâbîden biri de Übey İbni Kâ'b hazretleridir (bk. Buhârî, Menâkıbu'l-ensâr 16). Kâ'b, Resûlullah'tan sonraki dönemde kırâat ilminin imamı olarak hizmet vermiştir.

Allah Teâlâ'nın, Beyyine sûresi'ni Übey İbni Kâ'b'a okumasını Hz. Peygamber'den istemesi, kuşkusuz Übey için fevkalâde büyük bir şereftir. Onun, "Allah Teâlâ, benim adımı açıkça andı mı?" diye Hz. Peygamber'e sorması, Peygamber Efendimiz'in verdiği haberden şüphelendiği için değil, Allah katında ismen anılma şerefine mazhar olduğunu bir iyice duymak istemesindendi. Hani insan, kendisine ulaştırılan bir müjdeli haber karşısında, o haberi getirenden asla şüphe etmemesine rağmen, bir taraftan "sahi mi?" diye sorar ve bir taraftan da sevincinden yerinde duramaz hoplar ya, işte onun gibi bir sorudur Hz. Übey'in sorusu. Nitekim aldığı müsbet cevap karşısında sevincinden ağlamaya başladı. Ya da bu büyük şerefe lâyık olamama ve bu şerefi koruyamama endişesine kapıldı. Nasıl yorumlanırsa yorumlansın, olayın, bir kul için gerçekten çok büyük bir bahtiyarlık olduğu ortadadır. Zaten Übey İbni Ka'b hazretlerinden başka herhangi bir sahâbi de, böylesi bir ilâhî iltifata mazhar olmamıştır. Bu sebeple Hz. Ömer, Übey İbni Kâ'b'a pek hürmet eder ve kendisine "seyyidü'l-müslimîn = müslümanların efendisi" diye hitabederdi.

Allah Teâlâ Peygamber Efendimiz'e Beyyine sûresi'ni Hz. Übey'e okumayı emretmekle, onun Kur'an okumaya olan arzusunu ödüllendirmiş, ashâb-ı kirâmı da ondan Kur'an öğrenmeye teşvik etmiş olmaktadır. Beyyine sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'de doksan sekizinci sûre olup sekiz âyettir. " Tevhid, risâlet, ihlâs, namaz, zekât, kıyamet, ehl-i cehennem ve ehl-i cennet" gibi dinin temel konularını ihtivâ etmektedir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Übey İbni Kâ'b, Hz. Peygamber'in kendisine Kur'an okuyup dinlettiği yegâne sahâbîdir.

2. Sevinçten dolayı ağlamak câizdir.

3. Allah Teâlâ tarafından ismen anılmış olmak büyük şeref ve büyük bir sorumluluktur.

4. Kur'ân-ı Kerîm'i ehlinden okuyup öğrenmek gerekir.

5. Kur'an kıraatına önem veren hâfızlara Kur'an okuyup dinletmek sünnettir.

453. Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in vefâtından sonra Ebû Bekir, Ömer'e:

Kalk, Ümmü Eymen radıyallahu anhâ'ya gidelim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi biz de onu ziyâret edelim, dedi.

Yanına vardıklarında Ümmü Eymen ağladı. Onlar:

- Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nimetin Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen:

- Ben onun için ağlamıyorum. Ben Allah katındaki nimetlerin Peygamber aleyhisselâm için elbette daha hayırlı olduğunu biliyorum. Ben, vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, dedi; Ebû Bekir ve Ömer'i de duygulandırdı. Ümmü Eymen ile birlikte onlar da ağlamaya başladılar.

Müslim, Fezâilü's-sahâbe 103. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 65

Açıklamalar

361. hadisin açıklamasında geçtiği gibi Ümmü Eymen, aslen Habeşistanlı olup Peygamber Efendimiz'in babası Abdullah'ın câriyesi idi. Efendimiz daha 4-5 yaşlarında iken annesi Âmine'nin bir Medine dönüşü Ebvâ denilen yerde vefât etmesi üzerine Ümmü Eymen onu dedesine getirmiş ve daima Efendimiz'in hizmetinde bulunmuştur. Daha sonra Hz. Peygamber onu câriyelikten âzâd etmiş ve Zeyd İbni Hârise ile evlendirmiştir. Üsâme İbni Zeyd'in annesidir. Kendisi yalnız başına Mekke'den Medine'ye hicret etmiş bir hanımdır. Peygamber Efendimiz'den beş ay kadar sonra vefat etmiştir.

Hz. Peygamber onun hakkında "Ümmü Eymen benim annemdir" der, ona annesi gibi saygı gösterir, sık sık ziyâretine giderdi. O da Hz. Peygamber'e karşı tam bir anne gibi davranırdı.

Hz. Ebû Bekir ve Ömer'i görünce Ümmü Eymen'in ağlaması, Resûlullah'ı ve ziyâretlerini hatırlaması ve dolayısıyla onu kaybetmiş olmaktan duyduğu üzüntüden olabilirdi. Ancak o, kendisine sorulunca, bunun daha başka bir sebebi, ümmeti ilgilendiren bir yönü olduğunu, ümmet için en büyük hayır kaynağı olan vahyin kesilmiş olmasını düşünerek ağladığını söylemiştir.

Bir önceki Übey İbni Kâ'b hazretlerinin, Allah Teâlâ tarfından anıldığını öğrenmesi sonucu ağlaması ile, Ümmü Eymen'in, vahyin kesilmesine ağlaması bir arada düşünülecek olursa, ashâb-ı kirâm'ın, Allah'a olan sonsuz sevgi, saygı ve haşyetlerini anlamak kolaylaşacaktır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. İlâhî lutuf ve ihsanın kesilmesi gözyaşı dökülecek yegâne olaydır.

2. Kadını ve erkeğiyle sahâbe--i kirâm Allah Teâlâ'ya olan sevgi, saygı ve korkuları sebebiyle ağlarlardı.


454. Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hastalığı ağırlaşınca kendisine, namaz(ı kimin kıldırmasını istediği) soruldu:

- "Ebû Bekir'e söyleyin, namazı kıldırsın!" buyurdu.

Bunun üzerine Âişe radıyallahu anhâ:

- Ebû Bekir yufka yüreklidir. Kur'an okurken kendisini tutamaz,ağlar. (Başkasına emretseniz). dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- "Söyleyin Ebû Bekir'e, namazı kıldırsın!" buyurdu.

Buhârî, Ezân 39; Müslim, Salât 94

Açıklamalar

Hz. Peygamber'in vefatından önceki hastalığı esnasında, cemaata kimin namaz kıldıracağı mesele olmuştur. Bazı rivâyetlere göre, bizzat Hz. Peygamber kendiliğinden, bazılarına göre de ezanın okunduğu, hatta kâmetin getirildiği bildirilmek suretiyle namazı kimin kıldıracağının sorulması üzerine, Efendimiz, Hz. Ebû Bekir'in imam olmasını istemiştir.

Hz. Âişe'nin, babası Ebû Bekir'in imam olmasına karşı çıkması, yine kendisinden nakledilen beyânlara göre, aslında, henüz Hz. Peygamber hayatta iken onun yerine geçecek olan kimseye insanların iyi gözle bakmayacakları, hatta uğursuz sayabilecekleri gibi tahminlerine dayanıyordu. Fakat o, gerekçe olarak, Hz. Ebû Bekir'in herkesçe bilinen yufka yürekliliğini, okuduğu Kur'an'ı ağlamaktan cemaata duyuramayacağını ileri sürüyor, imamlıktan bağışlanmasını istiyordu.

Tabiatıyla olay, Hz. Âişe'nin istediği şekilde sonuçlanmadı. Resûlullah'ın ısrarlı emirleri sonucu, Hz. Ebû Bekir cemaate imam oldu ve rivâyetlere göre on iki vakit namaz kıldırdı. Sonra da halife olarak namazları kıldırmaya devam etti.

Olayda Hz. Âişe'nin ileri sürdüğü gerekçe önem arzetmektedir. Hadisin burada zikredilmesinin sebebi de bu gerekçedir. Bizi burada rivâyetin bu yönü ilgilendirmektedir. Müellif Nevevî, "Allah korkusuyla ağlamanın fazileti"ne dair açtığı konuya, yukarıdan beri sıraladığı sahâbîleri örnek göstermektedir. Bu defa da Hz. Ebû Bekir'in bu meziyyetini dikkatlerimize sunmaktadır.

Hz. Âişe, "Senin makamına geçince ağlamaktan sesini cemaate duyuramaz" derken, bu durumun Hz. Peygamber'in vefatına işaret olduğu bilinci ve ayrılık zamanının iyice yaklaştığı kanaatiyle Hz. Ebû Bekir'in ağlamaktan kendini alamayacağını da hatırlatmış oluyordu.

Hz. Peygamber'e en özel anlarında refâkat etmiş olan Hz. Ebû Bekir için ve tabiî diğer sahâbîler için onu kaybetmenin elem ve üzüntüsünü duymamak, onun yokluğuna ağlamamak diye bir şey düşünülemezdi. Onlar her zaman olduğu gibi bu olayda da son derece olgun ve seviyeli bir insanî davranış sergilemişlerdir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Peygamberler de diğer insanlar gibi hastalanır, bazı sıkıntı ve musibetlere uğrarlar. Onların bu hali, diğer insanlara teselli vesilesi olur.

2. Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber tarafından ısrarla ashâba imam tayin edilmiş, onların önüne geçirilmiştir.

3. Ebû Bekir, yufka yürekli bir kimse idi.

455. İbrahim İbni Abdurrahman İbni Avf'dan rivayet edildiğine göre, oruçlu olduğu bir gün Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh'ın önüne (mükellef bir iftar) sofrası getirdiler. O (sofraya şöyle bir baktı ve sonra) şunları söyledi:

Mus'ab İbni Umeyr Uhud Savaşı'nda şehit edildi. O benden daha iyi idi. Ama kefen olarak bir kaftandan başka bir şeyi yoktu. Onunla da başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalıyordu. Sonra dünyalık olarak her şey önümüze kondu -ya da dünyalık olarak her şey bize verildi- (Şimdi bunca nimetler önüme getiriliyor). İyiliklerimizin karşılığı dünyada peşin verilmiş olmasın! Bundan endişelenmekteyiz, deyip ağlamaya başladı. Hatta iftar yemeğini de yemedi, terketti.

Buhârî, Cenâiz 27, Meğazî 26

İbrahim İbni Abdurrahman

Ebû İshâk künyesiyle bilinen İbrahim İbni Abdurrahman İbni Avf, tâbiîn neslinin büyüklerindendir. Annesi, Utbe İbni Ebî Muayt'ın kızı Ümmü Külsûm'dür.

Babası Abdurrahman İbni Avf'den, Ömer, Osman, Ali, Sa'd, Talha, Ammâr ve Ebû Bekre gibi diğer sahâbîlerden hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de iki oğlu Sa'd ve Sâlih ile ez-Zührî rivayette bulunmuştur. Rivayetleri Tirmizî hâriç, Kütüb-i Sitte'ye dâhil beş hadis kitabında yer almıştır. Hicrî 95 veya 96 yılında vefat etmiştir.

Allah rahmet eylesin.

Açıklamalar

Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh, daha yaşarken cennetlik olduğu müjdelenmiş bahtiyarlardandır. Kendisi sekizinci müslümandır. Bu sebeple sahâbîlerin en kıdemlilerinden sayılmıştır. Önüne konan mükellef iftar sofrasını görünce bir anda geçmiş günleri hatırlamış, müslümanların ne zor şartlarda mücâdele ve hatta can verdiklerini şöyle bir kez gözlerinin önüne getirmiştir.

Kendisinden daha hayırlı olduğuna inandığı Mus'ab İbni Umeyr - ve rivâyete göre Hz. Hamza - gibi Uhud Harbi şehidlerini bir anda gözünde canlandırıyor. Onların kefen olarak birer kaftan veya hırkadan başka bir şey bulamadıklarını, baş taraflarını o hırka ile, ayaklarını ise izhir denilen otlarla kapatarak defnettiklerini hatırlıyordu. Önüne konmuş iftar sofrasına bakarken bunları düşünebilen Abdurrahman, bir de pek anlamlı bir kuşkusunu ifade ediyordu: Elde ettiğimiz bu dünyalıklar, yaptığımız iyiliklerin peşin mükafâtı olmasın.. Eğer böyle ise, âhirette ne yaparız?..

Böylesine ağır ve ciddî bir değerlendirme sonunda, bütün iştahı ve isteği kesilen Abdurrahman İbni Avf hazretleri gözyaşları içinde sofrayı terkediyor.. Bu, gerçekten büyük ve anlamlı bir harekettir. Kavuşulan yeni imkânlar, geçmişin gerçeklerini unutturmamalı, aksine bütün çıplaklığıyla hatırlatmalı ki, bu yeni nimetlerin kadr ü kıymeti bilinebilisin.

Abdurrahman İbni Avf'ın, Mus'ab İbni Umeyr'in kendisinden daha hayırlı olduğunu söylemesi, bir bakıma tevâzu göstermesidir. Kimin kimden daha üstün ve hayırlı olduğunu Allah bilir. Ancak o, böyle düşünmek suretiyle, hamdini ve hayrını arttırmak istemektedir. Döktüğü gözyaşları bile onun hasenâtı olmaktadır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Eldeki nimeti takdir için geçmişi unutmamak gerekir.

2. Kazanılan başarı ve nimetlerin birer peşin ödül olup olmadıklarını merak etmek ve ona göre davranmak gerekir.

3. Abdurrahman İbni Avf, mütevâzi bir sahâbî idi.

456. Ebû Ümâme Suday İbni Aclân el-Bâhilî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah katında hiçbir şey, iki damla ve iki izden daha sevimli değildir: Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası. İki iz ise, Allah yolunda çarpışırken alınan yara izi ve Allah'ın emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan kulluk izidir."

Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 26

Açıklamalar

Hadisin râvisi Ebû Umâme Suday İbni Aclân hakkında 74 numaralı hadiste bilgi verilmişti.

Gözyaşı, hisli ve duygulu olmanın ifadesi; kan, canlılığın kaynağı ve yegâne sermâyesidir. Görünürde birer sıvı olan bu iki damlanın kıymeti, birinin haşyetullah (Allah korkusu) diğerinin fi sebîlillâh (Allah yolunda) kaydına ve maksadına yönelik olmasından ileri gelmektedir.

Allah korkusu olarak türkçeleştirdiğimiz haşyetullah, ilâhî azametin kavranması ve idrâki sonucu mü'minin gönül yurdunda oluşan Allah saygısı, iç titremesi, yürek titreşimidir. Muhabbet ve azametten doğan bir haşyet demektir.

Günahkârlarda pişmanlık duygusunun, ibadet ehlinde kulluk neşesinin öz suyu demek olan gözyaşı, en azgın ateşleri söndürücü bir özelliğe sahiptir. Sevgili Peygamberimiz bir başka hadislerinde (bk. Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 12), "İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Allah'ın büyüklüğünü düşünerek ağlayan göz; Allah yolunda geceleri uyanık kalan göz" buyurmuştur.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Allah korkusuyla dökülen gözyaşının Allah katında değeri büyüktür.

2. Allah korkusuyla gözyaşı dökmek, insanı cehennem ateşine karşı korur.

3. Müslümana Allah korkusundan dolayı ağlamak yakışır.

457. "Allah korkusundan ağlamak" konusuyla ilgili pek çok hadis bulunmaktadır. Meselâ, bid'atlardan sakındırma konusunda geçen İrbâz İbni Sâriye radıyallahu anh'ın, " Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize kalpleri ürperten, gözleri yaşartan bir va'z ve nasihatta bulundu" anlamındaki rivayeti bunlardandır.

Açıklamalar

Kütüb-i Sitte musannıflarından Ebû Dâvûd (Sünnet 5) , Tirmizî (İlim 16) ve İbni Mâce (Mukaddime 6) tarafından rivâyet edilmiş olan İrbâz İbni Sâriye hadisi, bu kitapta, - yukarıda belirtildiği gibi - "Bid'atlardan Sakındırma" konusunda değil, bir sonraki "Hz. Peygamber'in Sünnetini ve Edeblerini Koruma" mevzuunda 159 numaralı hadis olarak geçmiş bulunmaktadır.

Eldeki bütün Riyâzü's-sâlihîn nüshalarında böyle kaydedilmiş olduğuna göre, iki ihtimal akla gelmektedir: Ya müellif Nevevî yanılarak "Bid'atlardan Sakındırma" konusunda geçtiğini yazmış veya sonradan bazı hadislerin yeri değiştirilmiştir.

Aslında, hadisin geçtiği belirtilen konu ile, yer aldığı konu arasında sadece bir hadislik bir başka mevzu bulunmaktadır. Bu sebeple bir sonraki konuya atfedilecekken yanlışlıkla bir öncesine atıfta bulunulmuş olması da muhtemeldir. Bu tür yanılmalara, hemen her kitapta rastlamak mümkündür.

Şuna da işaret edelim ki, Nevevî'nin buradaki açıklamasına - bizim esas aldığımız nüsha dışında - çoğu Riyâz'üs-sâlihîn nüshasında müstakil bir hadis numarası verilmemiştir. Hadisin geniş açıklaması, tam metin olarak geçtiği yerde, yani 159 numaradadır.


Tevbe ve Gözyaşı

Bazı şeyleri, ağlayamayanlar anlamazlar Gizliliklerde gözyaşı dökmeyen fertlerden oluşan toplumlar, aşikare gözyaşı dökmek zorunda kalabilirler Çünkü çözüm için gayret edilmeyen günah ve hatalar toplumu kaplar, büyük bela ve musibetlerin gelmesine sebebiyet verebilir
Gözyaşı belki çoğu defa üzüntüyü ve bazen de sevinci hatırlatır Ama gözyaşının çoğu defa göremeyip farkında olamadığımız yönleri de vardır Bunlardan birisi, hata ve kusurlarımıza pişman olup Rabb'imizden af dileme ve tevbe için dökülen gözyaşıdır Bu, günahları temizlediği gibi içimizdeki haset, kin ve öfke gibi kötülükleri de temizleyerek kişiye huzur verir
Necip Fazıl'ın "Reis Bey" isimli eserinin, benim için en önemli mesajı “ağlayabilseydiniz anlardınız” olmuştur Evet bazı şeyleri, ağlayamayanlar anlamazlar Gizliliklerde gözyaşı dökmeyen fertlerden oluşan toplumlar, aşikare gözyaşı dökmek zorunda kalabilirler Çünkü çözüm için gayret edilmeyen günah ve hatalar toplumu kaplar, büyük bela ve musibetlerin gelmesine sebebiyet verebilir
Gözyaşı ile yumuşamayan kalpler katılaşır, taş gibi belki taştan daha katı hale bile gelebilir Böyle bir bağlamda Rabbimiz:
“Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı Şimdi onlar taşlar gibi, hatta daha duygusuz; çünkü taşların öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor, öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor ve öylesi de var ki Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor Sizlerin neler yaptığından Allah gafil değildir” (Bakara; 74)
ihtarıyla dikkatlerimizi çekmektedir
Dua, yakarış ve gözyaşı, Allah' ın rahmet ve mağfiretinin tecellisi için kaçınılmazdır Kulun Allah huzurundaki değeri yakarış ve takvası iledir
“(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Furkan; 77)
Evet kulların Allah huzurundaki değeri ancak onların kulluk ve yakarışları ile belirir
Aksi durumda Rabbin' den uzaklaşan insan, kendine de yabancılaşır Kendine yabancılaşan insan huzur ve mutluluğu dışarıda aramaya başlar Böylelikle sonu gelmez bir ihtiras ve aldanışa dalan insan kendine yazık eder Hatta Allah' a kul olma yolundaki insanlar bile kendilerine yazık etmektedirler Bu hususta Rabbimiz:
“Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah' ın izniyle, iyiliklere koşar İste büyük lütuf budur” (Fâtır, 35/32)
ayetiyle durumu tasrih etmektedir Hayırda daim olabilmek ve ilahî rızaya erebilmek için iyiliklere koşmak gerekir
İslam ve insanlık nazarında değerli olabilmek için, hata ve günahlardan sakınmak gerekir
“Allah yanında en üstün olanınız, (günâhlardan) en çok korunanınızdır Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır” (Hucurat, 49/13)
Günlük meşguliyetler, mutluluk arayışları ve eğlence anlayışları ilahî gerçekleri görmemizi engellememelidir
Gözyaşı ve tevbe, insanî bir kusur olan kibir, benlik şişmesi ve gurura da engel olur Yaratıcısı karşısında acziyetini hisseden kişi kibirlenebilecek bir şeyinin olmadığını anlayacaktır
Gözyaşı insanın gönlünü ve aşırı yüklenmeleri temizleyen bir özelliğe sahiptir Bilindiği üzere üzüntü ve sevinç gibi aşırı duygulanımlarda beden belki de gayr-i ihtiyari olarak gözyaşı ile tepki verir Ağlamak, insanın psikolojik yapısında bozulan dengeleri düzenleyici bir fonksiyon icra eder
Hakikat karşısında gözlerin yaşarması; imanlı, ince ruhlu insanların vasfıdır
“Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün Onlar: ‘Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz' derler” (Mâide, 5/83)
Toplum olarak gözyaşı dökmeye mahkum olmamak için, ferdi olarak tenhalarda tevbe ve gözyaşı ile hatalardan uzaklaşıp hayatımızı güzelleştirmek temennisiyle…

Ayakkabıcı,

yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini öntarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı.
Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı.
Hem de güçlükle.. Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar,
sanki onu kendinden geçirmişti.Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. imanı

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
-İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.
Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi?
diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!.
Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
- Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş
değildi.Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
-Babam haklıymış!. dedi. 'Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!'
demişti.

Ağlamaya Kısa Bir Bakış

Ağlamak, sıkıntı ve zorluk anlarında her insanda baş gösteren doğal bir ihtiyaçtır Bu zor ve acı anlarında insanın bu sıkıntılardan kurtulmasına yardımcı olacak güç, kuvvet ve hiçbir çıkış yolu kalmamakta, özellikle sıkıntı anlarında gözünden yaşlar akmaktadır İnsan ansızın çok sevdiği birinin ölüm haberini aldığında veya maddi ya da manevi ağır bir kayba uğradığında elinde olmaksızın özgüveni sarsılıp nefsani dengesini yitirmekte ve içinde kabaran ukdelerini gayri ihtiyari gözyaşlarıyla dışarıya akıtmaktadır Bunun belli bir din ve inançla da alakası yoktur, zira ağlamak insanın fıtrat ve iç dünyasından kaynaklanan ruhi bir ihtiyaçtır

Ağlamak insanın zor ve çetin anlarında yöneldiği fıtrî ve doğal bir ihtiyaç olmanın yanı sıra sıkıntı ve ukdelerin giderilmesi için bir vesiledir aslında Peki, ağlamanın başka etki ve yararları da var mıdır acaba?

1- Ağlamanın birçok etki ve faydaları vardır; bu sıhhi, nefsânî, sosyal ve siyasî faydalardan bir kısmını burada özetlemeye çalışalım:

a- Ağlama insanın iç dünyasını çirkinlik ve günahlardan temizleme yollarından biridir; özellikle insanın yaptığı bir şeyden çok pişman olması ve tövbe haline daha belirginlik kazanır bu temizleme

b- Ağlama; mahrum, yoksul ve haksızlığa uğramış mazlum insanların çektiklerinin anlaşılmasına da yarar, zira insanın vicdanının uyanmasına neden olur ve bu durumda birey Rabbinin huzurunda kendi kusurlarını itiraf eder ve Allah'tan çekinir

c- Ağlama, sürekli tekrarlanan hata ve günahların mühürlediği taşlaşmış kalpleri yumuşatır ve tedavi eder

Yüce Allah "… Derken, kalpleriniz katılaştı, taş gibi, hatta taştan da katı…" buyurmaktadır.

Bir başka ayette de şöyle demektedir: "İman etmekte olanların, Allah'ın ve Hakk'tan inmiş olanın zikri için kalplerinin saygı dolu bir korkuyla yumuşama zamanı gelmedi mi? Onlar bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar Onların çoğu da fasık olanlardı "

d- Ağlamanın siyasî boyutu da vardır, zira ağlamak bireyin zalimlerin zulmüne karşı koyamadığı zaman zulmü kendisinden uzaklaştırmanın en iyi yollarından biridir Bu durumda elinden hiçbir şey gelmeyerek çaresizlik hissine kapılmakta ve böylece ağlayarak itiraz duygusunu yaşatmakta ve kabullenmediği zulme karşı bir mücadelede bulunmaktır

2- Ağlama bazen de içgüdüsel bir olaydır; insan hiç beklemediği çok sevindirici veya çok üzücü, korkutucu, zor, acaip, acı ve sarsıcı haberler, gördüğü rüya ve olaylar karşısında ya da Allah'a şükretmek için veya Allah korkusu ve haşyetle ağlar

3- Dînî ve şer'î açıdan ağlamanın çeşitli boyutları vardır:

a- İlahi haşyetle ağlamak

Bir çok ayet ve hadislerde, Allah korkusu ve O'nun büyüklüğü karşısında haşyet duygusuyla ağlamanın önemi vurgulanmış ve teşvik edilmiştir, bunlardan bazısına kısaca değiniyoruz:

1- Yüce Yaratıcı Kur'an'da şöyle buyurmaktadır: "…

Bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere (bu kitap) okununca yüz üstü secdeye kapanırlar ” Derler ki: “Rabbimiz her eksiklikten uzaktır Kuşkusuz Rabbimizin sözü kesinlikle gerçekleşir ” Yüz üstü yere kapanır ağlarlar ve bu onların huşularını artırır.

2- "İşte bunlar, kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerindendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan kuşaklarından), İbrahim ve Yakub'un soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler Onlara, Rahman Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanıverirlerdi "

3- Hz Resul-i Ekrem (s a a) müminleri haşyetle ağlamaya teşvik eder ve bir hadiste şöyle buyurur: "Allah Teala'nın haşyetiyle ağlayan gözle Allah yolunda gece uyumayıp sabahlayan göz, cehennem ateşini görmeyecektir "

4- Hz Resulullah (s a a) şöyle buyuruyor: "Allah indinde hiçbir damla, Allah yolunda dökülen kandan ve gecenin karanlığında O'nun korkusuyla akıtılan gözyaşlarından daha değerli değildir "

Allah sevgisiyle ağlamak Allah indinde bunca değerli olduğu içindir ki peygamberler çeşitli münasebetlerle ağlamışlardır

5- Hz Adem (a s) irşadî bir işi terk ettiğinden bunu Rabbine karşı işlediği bir saygısızlık telakki edip tam yüz yıl ağladı ve ondan sonra da edebinden, bir daha başını göğe kaldırdığı görülmedi. Hz Nuh'un (a s) bu isimle adlandırılmasının nedeninin, çok ağlaması olduğu söylenir.

6- Hz Davud'un (a s) çok ağlamsıyla ilgili şöyle rivayet edilir: "Hz Davud'un (a s) döktüğü gözyaşları, Hz Âdem (a s) dışında bütün insanların döktüğü gözyaşına denktir "

7- Hz Yahya'nın (a s) ağlaması hakkında şu rivayet geçer: Ağlamaktan yanaklarında gözyaşları iz bırakmıştı Babası Zekeriya "Oğulcağızım!" dedi, "Ben Rabbimden bana gözlerimi aydınlatacak -bana neşe ve canlılık verecek- bir evlat istemiştim!" Yahya (a s) "Babacığım!"dedi "Cebrail (a s) bana, cennetle cehennem arasında; çok gözyaşı dökenlerden başkasının aşamayacağı bir çöl vardır! Dedi "


Alıntı.

_________________
Unutulmuş, Kaybolmaya Yüz Tutmuş Değerlerimizi, Okuyalım, Anlayalım, Anlatalım, Uygulayalım, Uygulanmasına ve Yayılmasına Vesile Olalım...(ALLAH Hepimizden Razı Olsun)amin.
bey32
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi


 
 
 
Kayıt: Jul 10, 2010
Mesajlar: 517
Konum: İstanbul
Kullanıcının profilini görüntüle
 
 

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group