Ey Diri'ler Bu Sizin Telkininizdir.

5 May 2008 | 20:11:21

Ey diriler! Bir gün öleceksiniz. O gün “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran/185) ayetini yaşamış olacaksınız. Dostlarınız bu haberinizi duyar duymaz yanınıza koşacaklar. O an başınız çok kalabalık olacak. Onlar cansız yatmakta olan bedeninize bakacaklar ve birçok hatıralar canlanacak zihinlerinde. Kara haberinizin ulaştığı zihinlerde ne tür şeyler canlandıracağınız size bağlı bir şey. Daha doğrusu sizin elinizde. Sizden sonraki insanların sizi nasıl anacaklarına siz karar vereceksiniz. Nasıl mı? Önce iradenizi ALLAH’a teslim edeceksiniz sonra da dilinizle O’na dua edeceksiniz tıpkı Hz. İbrahim (a.s) gibi; “Bana, sonra gelecekler arasında iyilikle anılmak nasip eyle.” (Şuara/84) Sonra dostlarınız sizi gözyaşı ve hüzün içerisinde alıp yıkanacağınız yere götürecekler. Bir yıkayıcı gelip önce sizi soyacak. Ardından evire çevire yıkamaya başlayacak. Halbuki sağlığınızda kimse sizi başka tarafa çeviremezdi. Siz istediğiniz yönde yaşardınız, çevrilmez bir insandınız.

Nihayet yıkama işi biter… Sıra giydirilmenize gelmiştir… Sonunda herkesin giyeceği elbise size de biçilmiştir. Cebi yok, dikişi yok, üstelik de kalitesiz kumaştan. Her şeyden önemlisi de markası yok. Sade, beyaz bir elbise. Oysa siz yaşarken marka giyinirdiniz, her markayı beğenmezdiniz. Bazı markalara ne kadar da heves ederdiniz. Kaliteye önem verirdiniz. Kaliteli elbise giymeyi kaliteli bir insan olmak gibi zannederdiniz değil mi? Böylece insanların gözünü doldururdunuz. Her neyse beğenseniz de beğenmeseniz de giydirirler elbisenizi. Düğmeleri de yoktur ki düğmelesinler. Bu yüzden açılmasın diye ayağınızdan ve başınızdan düğüm atarlar. Bir de belinize kuşak atarlar, açılmayasınız diye. Oysa belki de diri iken tesettürsüz geziyordunuz. Ardından da tabutunuza yerleştirip musalla taşına koyarlar sizi.

Namaz saatini beklersiniz. En yakınlarınızdan, sizi tanımayan insanlara varana kadar, saf tutarlar karşınızda. Müezzin adınızı zikrederek namazınızın kılınacağını ilan eder. Orada sizi tanımayanlar da olduğu halde “Biz filan kimseyi ehli sünnet ve-l cemaat biliriz. Siz merhumu nasıl bilirsiniz?” sorusuna lafın gelişine uygun olarak ve bir alışkanlık gereği “İyi biliriz, ALLAH rahmet etsin” diyerek cevap verirler.

Namazınız kılındıktan sonra, sizi hiç bekletmeden omuzladıkları gibi kabristana doğru yola koyulurlar. Oraya vardıklarında sizin için önceden kazılmış çukurun yanına getirip omuzlarından indirirler. Çukuru tekrar gözden geçirdikten sonra tabutunuzu açıp sizi çıkarırlar. “Bismillahi ve ale milleti Resulillah” sesleri arasında sizi kabrinize yerleştirirler ve özellikle yönünüzün kıbleye dönük olmasına çok dikkat ederler. Oysa belki de siz diri iken yönünüz kıbleye dönük değildi. Nasıl dönük olsun ki hayatınızda namaz yoktu. Namazı olmayan adamın kıblesi olur mu? Ya da yerin üstünde diri iken kıbleye dönmeyen adamı ölünce yerin altında kıbleye çevirmişsiniz ne anlamı var?

Kıbleye dönük olan bedeninizi güzelce yerleştirme işi bitince, üzerinize sıra sıra tahtaları / beton kalıpları dizmeye başlarlar… Sonuncusu ile birlikte yattığınız yer karanlığa bürünür... Kabre yerleştirme işlemi bittikten sonra sizi defnetmeye gelenler, küreklere sarılarak çıkarılan toprağı tekrar üstünüze yığmaya başlarlar. Bu iş öyle hızlı olur ki mevcut toprağın üstünüze yığılması sadece birkaç dakika sürer, yeter ki ölmeye görün…



Yazar :TheoL


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group