12 Ocak 2018 Diyanet cuma hutbesi

2018-01-12, 23:12:29

Cum'a günü öğlen namazı vakti içinde bir hutbeden sonra cemaatle ve cehren kılınan iki rekat farz-ı ayn namaz.

Cum'a Arapça bir isim olup, "toplanma, bir araya gelme, toplu dostluk" anlamlarına gelir. Sözlükte cumua ve cumea şeklinde de okunur. Bir terim olarak perşembe günü ile cumartesi arasındaki günün adı olduğu gibi, aynı gün öğle vaktinde kılınan iki rekat farz namazın da adıdır. Cum'a gününe, müslümanların ibadet için mescidde toplanmaları sebebiyle bu isim verilmiştir (Zebidî, Tâcu'l-Arüs, V, 306; Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, XVIII, 97, 98).


"Bir kimse Cum'a günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, yağ veya koku sürünür, sonra mescide gider bulduğu yere oturur ve namazını kılar, hutbeyi dinlerse; geçen Cum'a'dan o Cum'a ya kadar işlemiş olduğu günahları affolunur. " (Buhârî, Cumua, 6)

Cum'a namazının farziyyeti Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabittir. Cum'a sûresinin dokuzuncu âyetinde Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler, Cum'a günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah'ı anmağa koşun; alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. "

İbn Mâce'de mevcut Hz. Câbir (r.a.)'den rivâyet edilen şu hadis, Cum'a'nın farziyyetinin sünnetle delilidir:

"Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tövbe ediniz. (Başka işlerle) meşgul olmadan önce de sâlih ameller işlemeye çalışınız. Allah'ı çokça zikretmek ve gizli ve açık olarak çokça sadaka vermek suretiyle sizin ile Rabbiniz arasındaki bağı güçlendiriniz. (Böyle yaparsanız) hem rızıklanırsınız. hem de (Allah tarafından) hatırınız hoş tutulur. Şunu biliniz ki: Yüce Allah şu bulunduğum makamda, şu günümde, şu ayımda ve şu yılımda sizlere Cum'a'yı farz kılmış bulunuyor. Ve bu kıyâmete kadar böylece devam edecek. Benim hayatımda, ya da benden sonra adaletli yahutta zâlim bir imamı bulunduğu halde, onu hafife alarak yahut ta inkâr ederek kim terkederse; Allah, onun iki yakasını bir araya getirmesin, hiç bir işini mübarek kılmasın. Haberiniz olsun, böyle bir kimsenin ne namazı vardır ne zekâtı, ne haccı, ne orucu ve ne de iyiliği Tâ ki tövbe edinceye kadar. Artık kim tövbe ederse, Allah, onun tövbesini kabul etsin. Şunu da biliniz ki: Hiç bir kadın bir erkeğe imam olmasın. (Okuması düzgün olmayan bir bedevî) Arap, bir muhacirin önüne geçip imam olmasın. Fâcir bir kimse de, kılıcından ya da copundan korktuğu bir zorbanın kendisini zorlaması hali dışında da mü'min bir kimseye imam olmasın. " (İbn Mâce, Sünen, İstanbul 1401, I, 343, Hadis no: 1081).

12 Ocak 2018 Cuma, Türkiye Geneli Cuma Hutbesi





HAKKIN YANINDA, BÂTILIN KARŞISINDA YER ALABİLMEK
Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), yaklaşık on yıl
önce hicret ederek ayrılmak zorunda kaldığı Mekke’yi
ordusuyla birlikte fethetmişti. Allah’ın Resûlü, doğup
büyüdüğü ve hasretini çektiği bu mübarek beldeye bir
müddet özlemle baktı. Ardından coşku ve heyecanla
Beytullah’a yöneldi. Tavaftan sonra Kâbe’nin içine
girdi ve “Hak geldi,
bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya
mahkûmdur.1
âyetini okuyarak Kâbe’yi ve çevresini
putlardan temizledi.2
Aziz Müminler!
Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri de “elHak”
tır. Rabbimiz, hakkın, hakikatin, adaletin kaynağı
ve yegâne sahibidir. O, Âdem (a.s.)’dan Efendimiz
Muhammed Mustafa (s.a.s)’e kadar yüce
peygamberleri aracılığıyla insanları hakkı tanımaya
davet etmiştir. İnsanlık tarihinin hak-bâtıl mücadelesi
Hz. Âdem’in iki oğlu Hâbil ve Kâbil ile başlamıştır.
Hâbil, teslimiyet ve samimiyetiyle hakkın yanında yer
almış, Kâbil ise hırsı ve kıskançlığıyla, bâtılın tarafını
seçmiştir. Kıyamete kadar Hâbil, iyilerin ve iyiliğin
öncüsü; Kâbil ise işlediği cinayetle kötülerin ve
kötülüklerin sembolü olarak anılmaya devam
edilecektir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Hak, tevhit inancıdır. Allah’a iman ve
teslimiyettir. Yalnızca O’na kul olmaktır. Bâtıl ise,
Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr etmek ve O’na şirk
koşmaktır. O’ndan başkasına kulluk etmektir. Hevâ ve
hevesin esaretine girmektir. Allah’ın sayısız
nimetlerine kör ve sağır kesilmektir.
Hak, Din-i Mübin-i İslam’ın hayat veren ilkeleri
ve insanı insan yapan, dünyayı yaşanılır kılan
güzellikleridir. Bâtıl ise Yüce dinimizle bağdaşmayan
inanış ve anlayışlardır. İslam’a savaş açan
uygulamalardır. İnsanın onur ve haysiyetini zedeleyen
kötülüklerdir.

Hak, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt eden
hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamber
Efendimiz (s.a.s)’in eşsiz örnekliğidir. Bâtıl ise Yüce
Kitabımızı ve peygamberimizin sünnet-i seniyyesini
gönüllerden, zihinlerden silmeye yönelik hareketlerdir.
Hakkın yolu, peygamberlerin, şehitlerin, sadakat
ehli, iyi müminlerin yoludur. Bu yolun sonunda ebedi
nimetler yurdu olan cennet vardır. Bâtılın yolu ise
inkârcıların, gazaba uğrayanların, doğruluktan
sapanların, kötülerin yoludur. Bu yolun sonu, azap ve
hüsran diyarı olan cehennemdir.
Kardeşlerim!
Hakkın yolunu tutanlar, mazlumun, mağdurun
ümidi olurken; bâtılda birleşenler, çoğunlukla zulmün
ve zalimin sesi olurlar. Hakka gönül verenler, yüce
değerler uğruna mücadele ederken; bâtıla dalanlar,
çıkar ve menfaati üstün tutarlar. Hak sevdalıları,
yeryüzünü imar edip yaşanılır hale getirmeye
çalışırken; bâtılın hizmetkârları, fitne, fesat, yalan,
iftira ve bozgunculuk peşinde koşarlar. Hakka tâbi
olanlar, dünyada barış, huzur ve adaleti temin için
çabalarken; bâtıl taraftarları, kan ve gözyaşı akıtmaya;
şehirleri harabeye çevirmeye; zihinleri ve gönülleri
tahrip etmeye çalışırlar.
Kardeşlerim!
İstiklâl Şairimizin hak sevdalısı bir gönlü tarif
eden şu dizeleri ne kadar da anlamlıdır:
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam, aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Öyleyse kardeşlerim! Şartlar ne olursa olsun
hakkın yanında, bâtılın karşısında yer almaya,
hakikatin tercümanı olmaya devam edelim. Birbirimize
hakkı ve sabrı tavsiye etmekten vazgeçmeyelim.
Unutmayalım ki, hakkın hizmetinde olduğumuz sürece
Allah’ın rahmeti ve yardımı da bizimle olacaktır.
Hakkı tutup kaldırdığımız müddetçe bâtıl bize asla
zarar veremeyecektir.
Hutbemi Peygamber Efendimizin şu hadisiyle
bitirmek istiyorum:
“Allah’ım! Hamd, sana mahsustur. Sen, yerin
ve göğün nurusun. Sen, bütün varlıkların yegâne
sahibi ve Rabbisin. Sen Hak’sın. Va’din de sözün de
haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır.
Cehennem de haktır. Peygamberler haktır.
Kıyametin kopması haktır.
Allah’ım! Geçmiş ve gelecek, gizli ve açık
bütün günahlarımı bağışla! Benim ilâhım Sensin.
Senden başka ilâh yoktur.”3

Kaynaklar
1.İsrâ,17/81.
2 Buhârî, Mezâlim, 32; Müslim, Cihâd ve Siyer, 87.
3 Buhârî, Tevhîd, 35.
Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

******

Cum'a Namazının Farz Olmasının Şartları

Cum'a namazı; namaz, oruç, hac, zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından "kapalı anlatım (mücmel)" özelliği olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi "Namazı benim kıldığım gibi kılınız" (Buhârî, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.

Câbir b. Abdullah'ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti:

"Allah'a ve âhiret gününe inananlara Cum'a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır" (Ebû Dâvud, I, 644, H. No: 1067; Dârakutnî, II, 3; Bağavî, Şerhu's-Sünne, I, 225) Bu istisnaların dışında kalan her müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir. Buna göre şartlar şöyledir:

A) Erkek olmak: Cum'a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez (es-Serahsî, II, 22, 23; İbn Abidin, Reddü'l-Muhtâr, I, 591, 851-852).

B) Hür olmak: Hürriyetten yoksun bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, Cum'a günü öğle namazını kılmaları yeterlidir. Cum'a namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (mükâteb) kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine Cum'a namazı farz olmayan köle esir veya mahkumlar her ne sûretle olursa olsun, Cum'a'yı kılmış olsalar, sahih olur.

C) Mukîm olmak: Yolcuya Cum'a namazı farz değildir. Çünkü o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı kolaylıklar getirilmiştir.

D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak: Namaza gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere Cum'a farz olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve müslümanlar Cum'a'yı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle Cum'a namazına katılırlarsa yeterli olur (es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, I, 417)

Ayrıca, düşman korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de Cum'a namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek kimsesi olursa, Cum'a'yı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre farz olur. Üzerlerine Cum'a namazı kılması farı olmayan müslüman kimseler, Cum'a'yı kılmaya imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cum'a namazı kılmaları farz olmayan kimseler, bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil, yalnız başlarına kılarlar. Bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınmıyor ise, öğle namazlarını cemaatle kılabilirler.>

İslam Ansiklopedisi , Şamil Yayınları



Yazar :gonlumungulu




Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group